Her zaman kanayan yarası olmayan bir yazar, benim için yazar değildir. Gururdan dolayı merhamet görmek istemiyorsa yarasını saklamayı tercih edebilir, ama onsuz olmamalı. (Elias Canetti-Edebiyatçılar Üzerine)
Hayata ‘’Nereden ne elde edebilirim?’’ zihniyetiyle yaklaşırsan ağaca baktığında sadece odun, kuşa baktığında sadece yumurta, taşa baktığında sadece duvar görürsün. İstemenin zincirlerinden kurtulan zihin ise belki de sadece kendi şekilsizliğinin göz kamaştırdığı yere ulaşır. Kim bilir?
Zeka tüm olumlu özelliklerle korelasyon içerisindedir ama başarının asıl kriteri başkadır. Başarı, uzun vadeli hedefleri gerçekleştirebilmek için hazzı erteleyebilme becerisine bağlıdır. Bir kişide bu beceri yoksa ya da yeteri düzeyde değilse zekasının büyüklüğü çok da önem taşımamaktadır. (David Robson-Zeka tuzağı)
İş hayatında önemli olan haklı olmak değil haklılığını belgelemektir. İş hayatında haksız olanın değil haklılığını belgelemeyenin canına okumak için sıraya girer herkes. İş hayatında dostluk ve samimiyet yoktur. Sadece çıkarlar vardır. Grup çıkarları ve şahsi çıkarlardır bunlar.
Dert sahibi olanlar, halinden memnun olmayanlar, oynanan oyunu sevmeyenler, toplumla problemi olanlardır yenilikleri getirenler. Bunlar sürekli arayış içinde olan, aradıkça da bir şeyler bulan ve büyük çoğunluğu da filozof olan kimselerdir. Diğerleri ise konfor alanından memnun, hiç şikayet etmeyen, kanaatkarlığa alıştırılmış, riske girmek istemeyen, statükoya, alışkanlıklara düşkün, macera aramayan tiplerdir. Bunlar bulundukları yeri mağaraya ya da çöle çevirirler.
Artık ayrılma vakti geldi çattı. Ben ölmeye, sizler de yaşamlarınızı sürdürmeye gidiyorsunuz. Hangisinin daha iyi olduğunu sadece tanrı bilebilir. (Platon-Sokrates’in savunması)
Siyasal gücün kendisi yurttaşlar için güvenliği tehdit ettiğinde hangi kurumsal mekanizmalar devreye girecektir, girmelidir? Avrupa’lı düşünürler tam üç asır bu konu üzerinde durmuşlar, derin araştırmalar yapmışlar, tuğla gibi kitaplar yazmışlar ve bu sayede Avrupa dünyanın en müreffeh bölgesi olmuştur. Dünyanın geri kalanı ise adeta kış uykusuna yatmıştır.
Rönesans insanı, aklın ve deliliğin bir senteziydi. Delilik bir sıçrama tahtası, özgürlüğün bir aracıydı. Dogmatizme de bir eleştiri idi. İncelikle dokunmuş bir hicivdi. Mutlak doğru kabul edilenleri sorgulamaktı delilik ortaçağın sonlarında. Dogmatizm aklın sınırlarını unutur ve kendi mutlak doğrularını yaratır. Delilik ise bu doğrulara meydan okuyarak insanı özgürleştirir.
Dadaizm akımı delilikle şekillenen bir sanatsal başkaldırıdır. Dadaistler ‘’Sanat artık anlam bulmak zorunda değildir.’’ . düşüncesini savunurlar. Dadaizm rasyonel düzene bir isyandır.
Doğmak bazı düşünürlere göre acıklı bir kaza, bazılarına göre ise büyük bir talih. Telkininiz ne olursa olsun doğanın elinde pasif birer oyuncağız. Bir yandan selviler altında çukurlar kazınırken, öbür yanda ebe sandalyelerinde ağrı çekenler boşluğu dolduruyorlar. Ölümden aşırı korkmamız onu hiç tanımamamızdan kaynaklanıyor. Düşünür der ki: ‘’Hayatı bilmek için ölümle danışıp konuşmalıyız. Biz ise tekrar dirilmek hülyasıyla içinde hiç yaşayamayacağımız bir ahret dünyası vesilesine kapılıp gidiyoruz. (Hüseyin Rahmi Gürpınar-Hayat ve ölüm)
İlerleme tarihin en büyük yalanıdır. İnsanlık sadece biçim değiştirir. Sefaleti ve sığlığı ise baki kalır. Bir yanılsama yıkılınca yerini başka bir yanılsamaya bırakır. (Emil Michel Cioran-Çürümenin Kitabı)
Narsist denilen tip yoğun değersizlik, suçluluk, sevilmeye layık olmama gibi duygular nedeniyle ya da bunlara inandırıldığı için kendine karşı müthiş bir öfke ve nefret geliştirir. Bu yüzden kendisi ile asla başbaşa ve yalnız kalamaz. Böyle bir durumda narsistin tek bir çaresi kalır: Kusursuz bir imaj yaratmak.
Marjinal ya da sıradışı bir görüşle karşılaştığında, birilerinin genel kanaatlerin dışına taştığını fark ettiğinde onu şeytanlaştırma yoluna gider bazı topluluklar. İşte öyle toplulukların medenileşme, modern olma ihtimali yok denecek kadar azdır.
Devrim sırasında diğerlerinin bencilliklerine ilişkin keskin şikayetlerde bulundum. Bu bencillikler çıkarcılık, yolsuzluk, makamların kişisel kazanç uğruna kullanılması, ulusal kaynakların bireysel kullanım nedeniyle kötüye kullanılmasıdır. (The political philosophy of George Washington-Jeffrey Morrison)
Tarihimizin en hazin tarafı neresidir bilir misin Mümtaz? İnsanın yalnız insanla meşgul olması! Bütün dünya onun üzerinde kuruluyor. Dışarıda ve içeride, farkında olsun veya olmasın, insan insanı malzeme gibi kullanıyor. Kinimiz, garezimiz, büyüklük arzumuz, aşkımız, ümidimiz hep onunla. (Ahmet Hamdi Tanpınar-Huzur)
Eğer bir siyasal sistemde, adı Cumhuriyet olan bir sistemde, kişiler kalıcı olurken kurumlar bozuluyorsa, ya da yasalar mevcut kişilerin devamlılığı için yapboz tahtasına dönüştürülüyor ise orada bir sorun var demektir. Orijinal cumhuriyet kurum ve yasaların, kişilerin çok üstünde olduğu bir rejimdir. Yasalar değişmez değildir lakin çok yumuşak da değildir.
Gelişmiş toplumlar, memnun olmadıkları bir hususla karşılaştıklarında yöneticilere rest çekebilirler. Az gelişmiş topluluklar ise rölans bile diyemezler.
Toplumlar farklılıktan korkar. Yasalar ve eğitim sistemleri uyumu teşvik eder. Tüm bu sistemler yaratıcılığı değil itaati ödüllendirir. Okullar standartlaşmayı yaratıcılığın önüne koyar. Kurallara uyan ve sorgulamayan mezunlar yetiştirir. Bu aynılık tercihi ilerlemeyi sağlayan bireyselliği köreltir. Aynı zamanda vasatlardan oluşan çoğunluğun hayatta kalma mekanizmasıdır.
Köyden kente göç etmek nasıl ki insanın hemen kent yaşamına adapte olmasını sağlamıyorsa milyonlarca yıl önce Savanadan çıkıp değişmeye çalışan atalarımızın da o homo habilis kafasından çıkması kolay değildir. Hala o dönemin insanımsılarının ilkel davranış kalıpları üstü kapalı da olsa günümüzde devam etmektedir.
Ortada duran vasat kalabalık (Yığın) çok ilerdeki zeka ile çok gerilerdeki zekayı birbirinden ayıramaz.
Her zaman kanayan yarası olmayan bir yazar, benim için yazar değildir. Gururdan dolayı merhamet görmek istemiyorsa yarasını saklamayı tercih edebilir, ama onsuz olmamalı. (Elias Canetti-Edebiyatçılar Üzerine)
Siz Lacan’cı olabilirsiniz ama ben Freud’cuyum. (Jacques Lacan)
Yeterince zaman geçtiğinde insan özgürlüğün bile ne demek olduğunu unutacak kadar aptallaşır bu çarkların içinde.
Bazıları için amaçlar, hedefler acıyla yüzleşmemek için örülen duvarlardan ibarettir.
Hayata ‘’Nereden ne elde edebilirim?’’ zihniyetiyle yaklaşırsan ağaca baktığında sadece odun, kuşa baktığında sadece yumurta, taşa baktığında sadece duvar görürsün. İstemenin zincirlerinden kurtulan zihin ise belki de sadece kendi şekilsizliğinin göz kamaştırdığı yere ulaşır. Kim bilir?
Zeka tüm olumlu özelliklerle korelasyon içerisindedir ama başarının asıl kriteri başkadır. Başarı, uzun vadeli hedefleri gerçekleştirebilmek için hazzı erteleyebilme becerisine bağlıdır. Bir kişide bu beceri yoksa ya da yeteri düzeyde değilse zekasının büyüklüğü çok da önem taşımamaktadır. (David Robson-Zeka tuzağı)
İş hayatında önemli olan haklı olmak değil haklılığını belgelemektir. İş hayatında haksız olanın değil haklılığını belgelemeyenin canına okumak için sıraya girer herkes. İş hayatında dostluk ve samimiyet yoktur. Sadece çıkarlar vardır. Grup çıkarları ve şahsi çıkarlardır bunlar.
Dert sahibi olanlar, halinden memnun olmayanlar, oynanan oyunu sevmeyenler, toplumla problemi olanlardır yenilikleri getirenler. Bunlar sürekli arayış içinde olan, aradıkça da bir şeyler bulan ve büyük çoğunluğu da filozof olan kimselerdir. Diğerleri ise konfor alanından memnun, hiç şikayet etmeyen, kanaatkarlığa alıştırılmış, riske girmek istemeyen, statükoya, alışkanlıklara düşkün, macera aramayan tiplerdir. Bunlar bulundukları yeri mağaraya ya da çöle çevirirler.
İçimdeki ürperti çekip gitmiyordu. Huzursuzluğum ayakkabıma kaçmış bir kum taneciğine benziyordu. Beni rahatsız eden ayakkabım değildi elbette. Ayakkabımı çıkarıp kum tanesini oradan alırsam sorun ortadan kalkardı. Ama bulamıyordum. Ben, ayağımı koparıp atmak istiyordum. (Ezgi Karaşin-Bana Rağmen)
Artık ayrılma vakti geldi çattı. Ben ölmeye, sizler de yaşamlarınızı sürdürmeye gidiyorsunuz. Hangisinin daha iyi olduğunu sadece tanrı bilebilir. (Platon-Sokrates’in savunması)
Siyasal gücün kendisi yurttaşlar için güvenliği tehdit ettiğinde hangi kurumsal mekanizmalar devreye girecektir, girmelidir? Avrupa’lı düşünürler tam üç asır bu konu üzerinde durmuşlar, derin araştırmalar yapmışlar, tuğla gibi kitaplar yazmışlar ve bu sayede Avrupa dünyanın en müreffeh bölgesi olmuştur. Dünyanın geri kalanı ise adeta kış uykusuna yatmıştır.
Rönesans insanı, aklın ve deliliğin bir senteziydi. Delilik bir sıçrama tahtası, özgürlüğün bir aracıydı. Dogmatizme de bir eleştiri idi. İncelikle dokunmuş bir hicivdi. Mutlak doğru kabul edilenleri sorgulamaktı delilik ortaçağın sonlarında. Dogmatizm aklın sınırlarını unutur ve kendi mutlak doğrularını yaratır. Delilik ise bu doğrulara meydan okuyarak insanı özgürleştirir.
Dadaizm akımı delilikle şekillenen bir sanatsal başkaldırıdır. Dadaistler ‘’Sanat artık anlam bulmak zorunda değildir.’’ . düşüncesini savunurlar. Dadaizm rasyonel düzene bir isyandır.
Doğmak bazı düşünürlere göre acıklı bir kaza, bazılarına göre ise büyük bir talih. Telkininiz ne olursa olsun doğanın elinde pasif birer oyuncağız. Bir yandan selviler altında çukurlar kazınırken, öbür yanda ebe sandalyelerinde ağrı çekenler boşluğu dolduruyorlar. Ölümden aşırı korkmamız onu hiç tanımamamızdan kaynaklanıyor. Düşünür der ki: ‘’Hayatı bilmek için ölümle danışıp konuşmalıyız. Biz ise tekrar dirilmek hülyasıyla içinde hiç yaşayamayacağımız bir ahret dünyası vesilesine kapılıp gidiyoruz. (Hüseyin Rahmi Gürpınar-Hayat ve ölüm)
İlerleme tarihin en büyük yalanıdır. İnsanlık sadece biçim değiştirir. Sefaleti ve sığlığı ise baki kalır. Bir yanılsama yıkılınca yerini başka bir yanılsamaya bırakır. (Emil Michel Cioran-Çürümenin Kitabı)
Narsist denilen tip yoğun değersizlik, suçluluk, sevilmeye layık olmama gibi duygular nedeniyle ya da bunlara inandırıldığı için kendine karşı müthiş bir öfke ve nefret geliştirir. Bu yüzden kendisi ile asla başbaşa ve yalnız kalamaz. Böyle bir durumda narsistin tek bir çaresi kalır: Kusursuz bir imaj yaratmak.
Akıl farklı şeylerin benzerliklerini, benzer şeylerin ise farklılıklarını bularak çalışır. (Aristoteles-Sofistik çürütmeler)
Marjinal ya da sıradışı bir görüşle karşılaştığında, birilerinin genel kanaatlerin dışına taştığını fark ettiğinde onu şeytanlaştırma yoluna gider bazı topluluklar. İşte öyle toplulukların medenileşme, modern olma ihtimali yok denecek kadar azdır.
Savaş tarihi ticaret yolları, hazine ve köle toplama tarihidir.
Tarih, ideal devletten yavaş yavaş uzaklaşmanın anlatısıdır Platon felsefesinde.
Devrim sırasında diğerlerinin bencilliklerine ilişkin keskin şikayetlerde bulundum. Bu bencillikler çıkarcılık, yolsuzluk, makamların kişisel kazanç uğruna kullanılması, ulusal kaynakların bireysel kullanım nedeniyle kötüye kullanılmasıdır. (The political philosophy of George Washington-Jeffrey Morrison)
Tarihimizin en hazin tarafı neresidir bilir misin Mümtaz? İnsanın yalnız insanla meşgul olması! Bütün dünya onun üzerinde kuruluyor. Dışarıda ve içeride, farkında olsun veya olmasın, insan insanı malzeme gibi kullanıyor. Kinimiz, garezimiz, büyüklük arzumuz, aşkımız, ümidimiz hep onunla. (Ahmet Hamdi Tanpınar-Huzur)
Eğer bir siyasal sistemde, adı Cumhuriyet olan bir sistemde, kişiler kalıcı olurken kurumlar bozuluyorsa, ya da yasalar mevcut kişilerin devamlılığı için yapboz tahtasına dönüştürülüyor ise orada bir sorun var demektir. Orijinal cumhuriyet kurum ve yasaların, kişilerin çok üstünde olduğu bir rejimdir. Yasalar değişmez değildir lakin çok yumuşak da değildir.
Gelişmiş toplumlar, memnun olmadıkları bir hususla karşılaştıklarında yöneticilere rest çekebilirler. Az gelişmiş topluluklar ise rölans bile diyemezler.
Az gelişmiş topluluklarda beka düşüncesi ve biat kültürü bir aradadır. Bu ikisinin birbirini beslediği şeklinde bir düşünce mevcuttur.
Toplumlar farklılıktan korkar. Yasalar ve eğitim sistemleri uyumu teşvik eder. Tüm bu sistemler yaratıcılığı değil itaati ödüllendirir. Okullar standartlaşmayı yaratıcılığın önüne koyar. Kurallara uyan ve sorgulamayan mezunlar yetiştirir. Bu aynılık tercihi ilerlemeyi sağlayan bireyselliği köreltir. Aynı zamanda vasatlardan oluşan çoğunluğun hayatta kalma mekanizmasıdır.
İnsanların senin üstünde bir güçleri yoktur. Ne zaman incindiğini zannedersen o zaman incinirsin. (Epiktetos)
İnsan, toplum ve ahlak tarafından yaratılan sahte kimlikle gerçek kimliğini gömer. (Friedrich Nietzsche-Ahlakın soykütüğü)
Köyden kente göç etmek nasıl ki insanın hemen kent yaşamına adapte olmasını sağlamıyorsa milyonlarca yıl önce Savanadan çıkıp değişmeye çalışan atalarımızın da o homo habilis kafasından çıkması kolay değildir. Hala o dönemin insanımsılarının ilkel davranış kalıpları üstü kapalı da olsa günümüzde devam etmektedir.