Rayzan Tan Şiirleri - Şair Rayzan Tan

Rayzan Tan

İnsan, ömrü boyunca sayısız şey öğrenir. Kimi zaman bir kitaptan, kimi zaman bir yol ayrımından, kimi zaman da sessizce içine gömdüğü acılarından…

Bazı tecrübeler vardır; insandan bir parça alıp götürür. Bir bakışını, bir heyecanını, belki de en saf tarafını… Ama hayatın garip bir adaleti vardır; eksilen yerler zamanla yeni hücrelerle, yeni hislerle, yeni anlamlarla dolmaya başlar. İnsan aynı insan olarak kalmaz belki ama yeniden tamamlanmayı öğrenir.

Bazen insanın aradığı şey, karşısına çıkan şey değildir. Uğruna yollar yürüdüğü liman, varacağı kıyı olmaz. Bazen de bir zamanlar ait hissettiği yerde, aynı gökyüzünün altında dursa bile artık kalamaz. Çünkü insan değişir, zaman değişir ve bazı duraklar yalnızca geçip gitmek içindir.

Devamını Oku
Rayzan Tan

İçimde ölmüş kuşlara mezar yapan çocuklar, uçurtma uçuşlarının heyecanını yaşayan mahalle halkı, Yaşar Kemal’in şiirlerinden hendeklere saklanan Mezopotamya var.

Devamını Oku
Rayzan Tan

Bir sabah uyanacaktık,
penceremize usulca dolanan tül perdeleri sen
aralayacaktın, seninle kapanan gözlerimi ben açacaktım.

Mutfağa uykulu adımlarla yürüyüp
iki yumurta kıracaktık hayata,

Devamını Oku
Rayzan Tan

Savrulduk, bir sabahın
güneşe merhaba diyen beşiğinde.

Sol yanımız uçurum,
sağ yanımız yanardağ.
Önümüzde, adı konmamış bir mevsime

Devamını Oku
Rayzan Tan

Seni sevmeyi yenemedim.
Bazen kırdım seni, ama kırdığımı görmezden geldi yüreğim — anlayamadım.
Ağladıkça eksildik bazen, bazen git-gel yapıyordun;
ben hep “gel” tarafında kaldım.

Öptüğün yerlerde yeni hücreler oluşmadı.

Devamını Oku
Rayzan Tan

Otur, soluklan.
Nefesin kuşlara oksijen, kelebeklere ömür oldu; bak.
Sana sormasınlar, cevap verme hiçbir canlıya; mimiklerin bana lazım.
Soframı doyuran, uykuma derinlik veren kadın, ah ne güzelsin; farkındasın.
Suyun akışını değiştiren bir endamın var; saçlarını toparla da kuşlar sarmaşık sanmasın.
Doğrudur, yorgunsun; ama omuzlarımda bir evin, bir akşamın olduğunu unutma.

Devamını Oku
Rayzan Tan

Sormadım seni daha.
İçimde sakladım her adımını, beni öptüğün ilk anı, ilk heyecanı…
Sanki bir gülüşünle başlayan o yaz akşamını, hâlâ içimde taşıyorum; üşümesin diye, kırılmasın diye susuyorum.
Çünkü sorsam, yine yollarına düşeceğim,
yine bir çocuğun annesini arayışı gibi gözlerini arayacağım.

Devamını Oku
Rayzan Tan

Alamadım seni o gün.
Sesin, rüzgârın ardında kaldı;
kapımın eşiğinde bekleyen bir gölge gibi,
adı konmamış bir sızı düştü içime.

Gecenin mahmurluğu çöktü kirpiklerime,

Devamını Oku
Rayzan Tan

Sen gidince esmer bir akşam gülümsedi bu şehre. Sokakların gamzelerine diz boyu mavi zakkumlar indi sessiz ama derin haykırışlarıyla.
Tanımazlar bu şehri, bilmezler, gece yarısı içimizden geçen trenleri, ray ray ayrılan kalbimizi. Her vagon bir hatıra, her hatıra biraz daha eksiltir bizi. Şehir pazar kurmuş acımıza. Tezgâhlarda sen varsın, tezgâhlarda ben. Hatıralarımız tartılır terazide, ucuz bir kalabalığa satılır. Kimse bilmez değerini, kimse dokunmaz incinmekten korktuğu yerlere. Biz ise susarız, en pahalı suskunluğu giyinip üstümüze. Bir bakarsın akşam olur, toplanır bütün tezgâhlar ve geriye yalnızca eksilmiş bir biz kalırız, artık kimsenin almadığı bir hatıranın içinde. Biz toparlayamadık, biz mi dağıldık?

Devamını Oku
Rayzan Tan

27 Mart tarihli gazete manşeti Rıfat’ın elinde bulunan televizyon kumandasındaki TV kapatma düğmesine basmak için yeterliydi. Odadaki sessizlik tüm İstanbul’u sessiz moduna almıştı. Duvarda asılı olan saatteki akrep ile yelkovanın sesini duyabilecek kadar sessizlikti bu, kapının çığlıklarını duymayacak kadar derin bir sessizlikti. Sayfa 14’ü açmamak için her ne kadar çırpınsa da diğer sayfaları yıprata yıprata onu bu kadar derinden etkileyen bu haber başlığının detayına varıncaya kadar nefes nefese kaldı; sanki dördüncü kattaki evine merdivenleri kullanarak tek nefeste çıkmıştı.
“Nermin Eroğlu bulundu!” Gamzelerini gizleyen sakallarının, omuzlarında yükselen yanardağların, aynaya kendisini küstürmesine sebep olan bu kadının bulunması onun için çok önemli ve bir o kadar endişelendiriciydi. Kapının çığlığını nihayet duymuştu ve adımlarını haberi okuya okuya kapıya doğru yönlendirdi. Çamurda yürümenin vermiş olduğu bir güçlükle ilerledi. Kapıyı açtığında Tayfun’un kekeleyerek “Nermin abla bulunmuş Rıfat ağabey!” deyişini duyunca iki eliyle ayakkabılarının bağcıklarını bağlamaya çalışırken gazeteyi de Tayfun tutuverdi. Hiç bir şey demedi, Tayfun’u da duymuyordu. Gazeteyi, telefonunu ve hatta montunu bile almadan hızlı adımlarla merdivenlerden aşağı doğru inmeye başladı. Tayfun da peşinden gidecekken kapının açık olduğunu fark ederek geri döndü. Tam kapıyı kapatacakken de aklına dışardaki yağmurun yağışı geldi ve içeri girip Rıfat’a mont almak için evin koridorunu dolaşmaya başladı. Oysa mont, hemen kapının sağındaki vestiyerde asılıydı. Bu haber onu heyecanlandırmıştı. Aradığı şey gözünün önünde olmasına rağmen bulamıyordu. Birden yerinde durdu ve “Bu da ne?” diye söylendi kendine kendine. Kapısı açık bir odada görmeye alışık olmadığı bir manzara ile karşı karşıya kaldı. Duvardaki kırmızı panoya raptiye ile birlikte sabitlenmiş küçük küçük notlar, Nermin’in doğal hallerinin fotoğrafları vardı. ‘14 Ekim, ilk yemek!’, ‘Tarhanaya alerjisi var!’, ‘Vin Gris şarabını çok sever!’, ‘Gözlüksüz dışarı çıkmaz!’, ‘Saat taşımaz!’, ‘14 Temmuz doğum günü!’
Hayretler içerisinde kalmıştı. O sırada Rıfat içeri girdi ve “Tayfun!” diye bağırdı. Birden kalp ritmi yükselen Tayfun ne yapacağını bilmeden cevap veremedi ve karşısında Rıfat’ı görünce bu sefer daha fazla kekeleyerek “Nermin ablayı git al!” dedi.
Rıfat, siyah kapüşonlu montunu da giyerek evden ayrıldı. Hemen ince direksiyonlu arabasını Güngören’de bulunan Nermin’in evine doğru sürdü. Yağmurun şiddeti arabanın sileceklerini bir an olsun durduramadı. Bütün kırmızı ışıklardan geçen Rıfat Nermin’in evine geldi. Yağlanması unutulmuş şiddetli bir sese sahip olan bahçe kapısını yavaşça araladı, ağır adımlarla dış kapının merdivenlerinden çıkarak eve girdi, dizleri titriyordu. Nihayet 4 nolu daireye gelmişti, biraz durarak elini kapı ziline götürüp tüm cesareti ile birlikte zile bastı. Fakat kapıyı açan olmadı. Biraz bekledi, durdu ve hatta merdiven basamaklarında beklemeye başladı. Saatlerce oracıkta bekledi. Kimseler gelmedi, kimseler o kapıdan çıkmadı. Telefonu almak için elini sol cebine götürdü ve telefonun olmadığını fark etti. Vakit kaybetmeden aşağı inerek Nermin’i telefonla aramak için bir market aramaya başladı. Tam kapıdan çıkacakken Nermin ile karşı karşıya geldi. Ne diyeceğini bilemeden gözlerinin içine baktı ve yağan yağmurdan habersizce ikisi de dakikalarca orada durdular, konuşmak için ikisi de birbirini beklediler. Yağmur şiddetini azalttı şehrin kuzey yönünde kocaman bir gökkuşağı oluştu.
“Bir şey demeyecek misin?” diye söylendi Rıfat. Nermin sessizliğini korumaya devam ederken Rıfat,
“Neredeydin? N’aptın? Kısa saç hiç yakışmamış! Gözlüğün de yok. Böyle susmaya devam mı edeceksin? Konuş n’olursun bir şey de!”

Devamını Oku