Bil ki bunca dem firkatine mahkûm olan bu gönül,
Her seheri adınla açtı, her gece seni andı.
Hicrin ateş oldu, bağrımı sessizce yaktı;
Cemâlini görünce, ömrüm yeniden can buldu.
Bilmem...
Senden sonra hangi mevsime gönül verilir.
Hangi sokak, sensiz yürünmeye razı gelir.
Hangi çay, yalnız içilince demlenir?
Kime anlatılır gecenin sessizliği?
Hangi gül, senin adın kadar güzel kokar?
Sensizliğin uğramadığı sokaklarda
Seni beklemek, aşkın en derin hâliymiş meğer.
Adını kalbime her vuruşta yeniden yazarken,
Seni özlemek bile bir lütuf gibi içimde.
Bilmezler…
Bilmezler nasıl düştük birbirimizin kaderine,
Bilmezler nasıl çağırdı kalbimiz kalbimizi.
Birimiz yangın, birimiz kül sandılar,
Oysa aynı ateşte yanmış iki sırdık biz.
Geceyi ikiye bölen bir dua gibiydik,
Binlerce kez vurdum sineme,
her vuruşta adını söyledim.
“Ah, sevdiğim” dedim,
meğer insanın bağrını aşk değil,
sevdiğine varamamak delermiş.
Bırak dağınık kalsın saçların, yıllardır topladın da ne oldu,
Bırak aksın gözyaşın, yıllardır bekledin de ne oldu,
Bırak sussun dudakların, bunca söz söyledin de ne oldu,
Bırak düşsün yüreğin yüreğime, bunca gurur ettin de ne oldu,
Bırak sevda dediğin içimizde kor olsun, yıllarca sakladın da ne oldu,
Bırak ellerin ellerimde titresin, bunca hasret çektin de ne oldu,
Gel, rüzgârın peşine düşelim seninle,
Bulutların izinde kaybolalım, bırak kendini.
Geçmişin yükünü bırak rüzgârlara,
Sadece beni duy, hisset, bırak kendini.
Ne bir sabah “günaydın”ına uyandım,
ne aynı sofrada ekmeği bölüştük seninle.
Bir çayı demleyip de karşılıklı susamadık;
sen buğusunda kaldın, ben hasretinde…
Bir yudumluk ömrü bile nasip etmedi felek bize.
Sen,
Kainatın dalgın bir anında
yıldızlar karışırken birbirine
rastladığım o nadir denk geliştin.
Bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı
zamandan bir dilek çalardım kaderin avuçlarından;
seni daha erken bulmak için değil yalnız,
seni bana yazan Rabb’i daha erken tanımak için.
Çünkü anladım…
sevda dediğin, iki kalbin çarpışması değil,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!