Beni çölden çöle atsan,
Güneşten kavrulsam, kumdan yansam,
Yine senden umut kesmem,
Senin sevdan içimde bir serap gibi,
Ne yanılgı, ne düş, tam bir hakikat gibi.
Sesi öyle etkileyiciydi ki...!
Sanki ruhumu okşamak için konuşuyordu,
Ne yapayım, ben de hayran kaldım.
Dokunuşu o kadar sıcaktı ki...!
Sanki içimi ısıtmak için bana dokunuyordu,
Eğer sendeyse kalbimin ritmi,
Eğer gülüşünle başlıyorsa sabahlarım,
Eğer sesinle susuyorsa tüm içimdeki fırtına...
O zaman sensin benim en güzel ihtimalim.
Bu kadar tesadüfün arasında seni bulduysam,
Ne olur kaybolma.
Beni yaralayan neydi, sen mi, sensizliğin mi
Yoksa içimde susmayan o kadim çaresizlik mi
Her derdin ilacını yazdı kader defterime
Bir sensizliğe derman düşmedi nasibime
Ne vakit gözlerin değse hayalime
İçimde bir gece iner, sükût çöker kalbime
Ben seni son kez alnından öptüğüm gün,
Yalnızca başımı eğmedim, ömrüm de eğildi.
Sen toprağın koynunda sessizliğe büründün,
Ben kalabalıkların içinde kimsesiz kaldım.
Ben ona hiçbir vakit “kal” demedim.
Kalsaydı belki bu kadar özlemezdim.
Ben onu biraz gidişinden sevdim;
gözlerinden kendime bir memleket,
yokluğundan uzun bir gurbet yaptım.
Ben öyle bilirim ki yaşamak,
Üşüyen bir sokak çocuğuna sımsıcak bir ekmek bırakmaktır.
Çünkü biz bırakmazsak,
Sokaklar yalnızlığa gömülür,
Gözler umut yerine boşluğa bakar,
Ben sana bir seccade sersem gecenin en tenha yerine,
Bir yanına sabrı, bir yanına hasreti koysam.
Ve seni, avuçlarım göğe dönükken dilesem;
Bilmem, aşk da dua sayılır mı sevgilim?
Ben sana her secdede biraz daha yaklaşsam,
Ben sana gül diye seslendim,
Gülüşüne ilk bakışta vuruldum.
Rüzgâr adını getirince geceme,
Hasretinin yüküyle yoruldum.
Gözlerin değdi kalbime,
Bir ömürlük iz bıraktı.
Ben, Selman-ı Farisi gibi düşmüşüm yollara,
Her kapıda bir iz, her izde biraz sen…
Ben, Yusuf’un kokusunu duyan rüzgâr misali,
Aşkın kuyularında yankını arayan bir sesim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!