“Yaz gelsin” diyorsun,
sanki güneş değince iyileşecekmiş gibi
içinde üşüyen yerler.
Sanki tenine değen sıcaklık
içinde yıllardır kapalı duran
o tek odayı açacak.
“Pazartesi olsun” diyorsun,
başlamaya cesaret edemediğin ne varsa
bir haftanın ilk gününe bırakıyorsun.
Oysa bazı başlangıçlar
insanın kendine söylediği
son bahaneden sonra gelir.
“Yeni ay başlasın” diyorsun,
sanki değişmek için
gökyüzünün değil de
takvimin onayı gerekiyormuş gibi.
Ve sen,
hayatının en önemli kararını
henüz gelmemiş günlere bırakıyorsun.
Oysa zaman
kimsenin yarasını taşımıyor.
Sen dururken de ilerliyor;
sen hazır olmayı beklerken
ömründen sessizce geçiyor.
Günler geçiyor,
aylar birbirine karışıyor.
Bir bakıyorsun,
ertelediğin hayatın içinde
yıllardır aynı yerde duran sensin.
İnsanın en derin kaybı
her zaman yitirdiği şeyler değil;
bazen yaşayabileceği bir hayatı
kendinden esirgemesi.
Bir sabah anlıyorsun:
Kurtuluşun tarihi yok.
Ne bir pazartesiye sığar
ne ayın ilk gününe
ne de içinden geçmek için
kendini hazır hissettiğin o ana.
Çünkü hayat
senden kusursuz bir başlangıç beklemiyor.
Yalnızca kendi yokluğunda
daha fazla yaşamamanı istiyor.
Kendine uzattığın el
hangi güne denk gelirse gelsin,
o gün bayramdır.
Çünkü insan,
kendini yarı yolda bıraktığı yerden
yeniden alıp götürebildiğinde
geçmişin hükmü ilk kez azalır.
Bu yüzden bekleme…
Ne yazı çağır,
ne pazartesiyi,
ne de yeni bir ayı çağır…
İçinde başlamayı bekleyen ne varsa
onu başka bir tarihe bırakma.
Çünkü hayat,
ertelendiği yerde birikmiyor;
yaşanmadıkça senden eksiliyor.
Ve bir gün,
başlamak için
hiçbir şeyin değişmesini beklemeden
kendi hayatına girdiğinde
anlayacaksın:
Takvim değişmedi.
Beklediğin gün de gelmedi.
Yalnızca sen,
kendi hayatındaki yokluğuna son verdin…
Ali Taşkale
İzmir
11 Ocak 2024
Kayıt Tarihi : 21.10.2026 22:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!