Gözlerin gözlerime değince şimşekler çakardı bu şehirde,
ve yağmur suları yürekten yüreğe akardı...
Şimdi bu kentin sokakları,
Eski bir sinema afişi gibi solgun ve yırtık.
Beyoğlu’nun o kuytu pasajlarında,
Nemli duvarlara sinmiş bir ud sesinde arıyorum seni.
İstiklal Caddesi’nde üzerime yürüyen bu kalabalık,
Sanki senin yokluğunun kalabalığı...
Herkes bir yerlere yetişme telaşında,
Bense seninle durduğumuz o ilk saniyede takılı kalmışım.
Hatırlar mısın?
Sokak lambalarının sarı ve yorgun ışığında,
Gölgelerimiz birbirine sarılırdı önce.
Biz o zamanlar cebinde umuttan başka meteliği olmayan,
Ama göz göze gelince dünyayı fethedeceğine inanan iki gözü karaydık.
Ankara’nın ODTÜ ormanından esen o sert rüzgârı da bilirdik,
İstanbul’un martı çığlıklarına karışan o sitemkâr poyrazını da...
Şimdi hangi sokağa sapsam bir geçmiş zaman sızısı;
Park park dolaşıp banklarda unuttuğumuz o çocuksu gülüşler,
Köşe başındaki simitçinin çay buğusuyla ısınan ellerin...
Bu şehir ki; seninle derya deniz bir masaldı,
Sen gittin ya gülüm,
Şimdi kaldırımları bile mazi kokan,
Kendi içerisine çökmüş devasa bir yalnızlık kasabası...
Ve ben, cebimde sana biriktirdiğim ıslak sonbahar yapraklarıyla,
Hâlâ o ilk karşılaştığımız durağın saçak altındayım.
Hangi otobüs geçerse geçsin,
Artık hiçbir hat bizi o eski günlerin duraklarına götürmüyor...
Kayıt Tarihi : 22.10.2026 01:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!