Seni seviyorum, sevgilim.
Çünkü seninle hayat,
yalnızca yaşanacak bir süre olmaktan çıkıyor;
üzerinde düşünülecek,
sorumluluğu üstlenilecek
ve her şeye rağmen birlikte savunulacak
bir anlam hâline geliyor.
Ve belki aşkın en derin hakikati şudur:
İnsan, sevdiği kişide kendisini bulduğu için değil; onun kendisinden ayrı, özgür ve eşsiz bir varlık olduğunu bildiği hâlde, aynı dünyayı onunla kurmayı istediği için sever.
Aşk
Eğer bir gün bana sorarlarsa
insanın bu dünyadaki en anlamlı tecrübesi nedir diye,
sana rastlamış olmayı değil yalnızca,
sana rastladıktan sonra
insan olmanın ne demek olduğunu
daha dikkatli düşünmeye başlamamı anlatacağım.
Aşk
Hakiki sevgi,
geleceği kesinleştiren bir kehanet değil;
belirsizliğe rağmen geleceği birlikte kurma
cesaretidir.
Aşk
Ben seninle sonsuzluğu
ömür boyu sürecek bir zaman olarak değil,
her yeni günde yeniden doğrulanması gereken
bir bağlılığın derinliği olarak düşünüyorum.
Aşk
Belki aşkın kalıcılığı,
zamanı durdurmakta değil,
değişen zamanın içinde
birbirimize yeniden anlam verebilmekte saklıdır.
Aşk
Biliyorum, hiçbir an
bir daha aynı biçimde yaşanmayacak;
hiçbir söz, söylendiği zamanki anlamıyla
sonsuza kadar korunmayacak.
Aşk
Ve zaman…
Bizi değiştiren,
hatıralarımızı yeniden yorumlayan,
bugünün kesinliklerini yarının sorularına dönüştüren
o sessiz filozof.
Aşk
Aşkın Metafiziği
Varlığın, kendisini bir başkasının özgürlüğünde yeniden düşünmesi üzerine
Seni sevmek, sevgilim, bir duygunun sınırları içinde kalmak değil; varlığın kendi üzerine eğildiği yerde başka bir varoluşun hakikatine rastlamaktır.
Çünkü insan, kendisini bildiğini sanırken kendi bilinmezliğinin içinde yaşar; ta ki bir başkasının bakışı, bildiği bütün doğruları yeniden düşünmeye zorlayana kadar.
Sen benim için bir cevap değilsin, cevapların yetersizliğini öğreten sorusun; dünyayı açıklamak için kurduğum düşüncelerin insan kalbinin karşısında neden eksik kaldığını gösteren bir ihtimal.
Seni sevmekle anladım: Akıl, varlığın düzenini kavrayabilir, zamanı ölçebilir, nedenleri sonuçlara bağlayabilir; fakat bir insanın neden bütün ihtimaller arasından başka bir insanı seçtiğini tek başına açıklayamaz.
Belki aşk, mantığın sona erdiği yerde başlayan bir körlük değil, mantığın kendi sınırlarını fark ettiği daha yüksek bir bilinç hâlidir.
Sana sahip olmak istemiyorum; çünkü sahiplik, insanı bir nesneye indirger. Oysa sen, açıklanacak bir olgu değil, kendi hakikatini kuran özgür bir varlıksın.
Benim sevgim, seni kendime benzettiği ölçüde değil, benden farklı kalabilmene izin verdiği ölçüde kendi ahlaki değerini buluyor.
Zira iki insanın birliği, iki ayrı varlığın tek bir iradede erimesi değil; farklılıklarını koruyarak ortak bir hayatın imkânını yaratmasıdır.
Seninle aynı fikirde olmadığımda da sana duyduğum sevginin eksilmemesi, benim için bir duygudan daha fazlası: İnsanın, kendi düşüncesini başkasının varlığından üstün tutmama sınavı.
Ve zaman…
Bizi değiştiren, hatıralarımızı yeniden yorumlayan, bugünün kesinliklerini yarının sorularına dönüştüren o sessiz filozof.
Biliyorum, hiçbir an bir daha aynı biçimde yaşanmayacak; hiçbir söz, söylendiği zamanki anlamıyla sonsuza kadar korunmayacak.
Ama belki aşkın kalıcılığı, zamanı durdurmakta değil, değişen zamanın içinde birbirimize yeniden anlam verebilmekte saklıdır.
Ben seninle sonsuzluğu ömür boyu sürecek bir zaman olarak değil, her yeni günde yeniden doğrulanması gereken bir bağlılığın derinliği olarak düşünüyorum.
Çünkü hakiki sevgi, geleceği kesinleştiren bir kehanet değil; belirsizliğe rağmen geleceği birlikte kurma cesaretidir.
Ve eğer bir gün bana sorarlarsa insanın bu dünyadaki en anlamlı tecrübesi nedir diye, sana rastlamış olmayı değil yalnızca, sana rastladıktan sonra insan olmanın ne demek olduğunu daha dikkatli düşünmeye başlamamı anlatacağım.
Seni seviyorum, sevgilim.
Çünkü seninle hayat, yalnızca yaşanacak bir süre olmaktan çıkıyor; üzerinde düşünülecek, sorumluluğu üstlenilecek ve her şeye rağmen birlikte savunulacak bir anlam hâline geliyor.
Ve belki aşkın en derin hakikati şudur:
İnsan, sevdiği kişide kendisini bulduğu için değil; onun kendisinden ayrı, özgür ve eşsiz bir varlık olduğunu bildiği hâlde, aynı dünyayı onunla kurmayı istediği için sever.
Aşk
Benim sevgim, seni kendime benzettiği ölçüde değil,
benden farklı kalabilmene izin verdiği ölçüde
kendi ahlaki değerini buluyor.
Aşk
Sana sahip olmak istemiyorum;
çünkü sahiplik, insanı bir nesneye indirger.
Oysa sen, açıklanacak bir olgu değil,
kendi hakikatini kuran özgür bir varlıksın.
Aşk
Aşk,
mantığın sona erdiği yerde başlayan bir körlük değil,
mantığın kendi sınırlarını fark ettiği
daha yüksek bir bilinç hâlidir.
Aşk
Seni sevmekle anladım:
Akıl, varlığın düzenini kavrayabilir,
zamanı ölçebilir,
nedenleri sonuçlara bağlayabilir;
fakat bir insanın neden
bütün ihtimaller arasından
başka bir insanı seçtiğini
tek başına açıklayamaz.
Aşk
Sen benim için bir cevap değilsin,
cevapların yetersizliğini öğreten sorusun;
dünyayı açıklamak için kurduğum düşüncelerin
insan kalbinin karşısında
neden eksik kaldığını gösteren bir ihtimal.
Aşk
İnsan, kendisini bildiğini sanırken
kendi bilinmezliğinin içinde yaşar;
ta ki bir başkasının bakışı,
bildiği bütün doğruları
yeniden düşünmeye zorlayana kadar.
Aşk
Seni sevmek, sevgilim,
bir duygunun sınırları içinde kalmak değil;
varlığın kendi üzerine eğildiği yerde
başka bir varoluşun hakikatine rastlamaktır.
Aşk
Seni seviyorum, sevgilim.
Seni, evrenin bütün sırlarını seninle çözebileceğime inandığım için değil;
çözülemeyen nice sorunun ortasında
birlikte düşünmenin, birlikte yaşamanın
ve birbirimizin özgürlüğüne saygıyla bağlı kalmanın
başlı başına değerli olduğuna inandığım için…
Aşk
Aşk, bir başkasını kendine ait kılmak değil, onun varlığını kendi varlığın kadar dokunulmaz kabul edebilmektir.
Aşk
Hiçbir kalp, başka bir kalbin özgürlüğünü ihlal ederek kazanılamaz; çünkü iradenin boyun eğdirdiği yerde bedenler yakınlaşsa bile özler barışamaz.
Aşk
“İnsanın içinde bitmeyen bir isteme, dünyanın içinde bitmeyen bir çatışma vardır; biri sahip olamadığına saldırır, diğeri sahip olduğunu kaybetmekten korkar. Aşkın gerçek sınavı, bu iki korkuyu da aşabilmektir. Zira bir insanı sevmek, onun üzerinde hüküm kurma imkânına sahipken bundan ahlaken vazgeçebilmektir.”
Aşk
Ben seninle bir masalın dışında,
hakikatin tam ortasında yaşamak istiyorum.
Kusurlarımızı kutsallaştırmadan,
yanlışlarımızı inkâr etmeden,
birbirimizi hiçbir idealin kalıbına hapsetmeden…
Aşk
Zaman bizi değiştirecek.
Hatıralarımızın bazıları solacak,
bazı hayallerimiz biçim değiştirecek.
Bugün kendimizden emin olduğumuz düşünceler
yarın daha geniş bir anlayışın içinde
yeniden yorumlanacak.
Fakat ben sevgimizi değişmez bir duyguya hapsetmek istemiyorum.
Değişen iki insanın
birbirini yeniden tanımayı öğrenmesine inanıyorum.
Çünkü sadakat,
hiç değişmemek değildir;
değişirken verdiğin sözün ahlaki özünü koruyabilmektir.
Aşk, her gün aynı heyecanla uyanmak da değildir;
bazen heyecanın sustuğu yerde
özenin sesini duyabilmektir.
Aşk
Belki insanın hakikate en çok yaklaştığı yer,
bilmediği şeyler hakkında kesin konuşmayı bıraktığı
ve bildiği iyiliği yaşamaya başladığı andır.
Ben aşkımızı böyle bir yerde kurmak istiyorum:
Gösterişin değil, derinliğin;
itaatin değil, özgür iradenin;
kör inancın değil, bilinçli bağlılığın hüküm sürdüğü
asil bir iç dünyada…
Aşk
Kadim düşüncenin gölgeli bahçelerinde
insan, görünüşün ardındaki özü aradı;
gökyüzüne baktı, yıldızları saydı,
ruhun ölümlü bedenle ilişkisini sorguladı.
Kimi hakikati akılda,
kimi sezgide,
kimi kutsal olanın sessizliğinde aradı.
Ben ise seninle birlikte
bu arayışların hiçbirini küçümsemeden
bir hakikati daha öğreniyorum:
İnsan, bütün metafizik sorularına cevap bulamasa da
hayatına ahlaki bir anlam verebilir.
Evrenin neden var olduğunu bilemeyebiliriz.
Ölümün ardında ne bulunduğunu açıklayamayabiliriz.
Zamanın neden aktığını,
bilincin nasıl kendi üzerine dönebildiğini
bütün yönleriyle kavrayamayabiliriz.
Fakat birbirimize zulmetmemeyi,
birbirimizin özgürlüğünü korumayı,
kırdığımız kalbin karşısında gururumuzu susturmayı
öğrenebiliriz.
Aşk
AŞKIN GİZLİ ONTOLOJİSİ
Sevgilim,
İnsan, evrenin içinde bir nokta kadar küçük, kendi bilincinin içinde bir evren kadar derindir. Bir yanı toprağa bağlı, bir yanı sonsuzluğa açık; ölümlü olduğunu bilen, fakat anlam aramaktan vazgeçmeyen çelişkili bir varlıktır.
Belki de bu yüzden sever insan: Kendi sınırlılığının karanlığında başka bir bilincin ışığına rastlamak, yalnızca yaşadığını değil, yaşamanın ne anlama gelebileceğini de keşfetmektir.
Ben sana rastladığımda dünya yeni bir dünya olmadı; fakat dünyanın içindeki yerim değişti. Aynı gökyüzü üzerimize eğildi, aynı yıldızlar gecenin suskunluğunda parladı; ne var ki evrenin o eski sessizliği artık bana bütünüyle yabancı gelmedi.
Çünkü senin varlığın, hiçbir fizik yasasını değiştirmeden hayatımın anlamını değiştirebilen o nadir hakikatlerden biri oldu.
Söyle sevgilim, bir insanın başka bir insanda bulduğu şey nedir? Kendisinin eksik bir parçası mı, yoksa kendisinden bağımsız bir varlığın eşsizliğini tanımanın şaşkınlığı mı?
Ben ikinci ihtimale inanıyorum.
Çünkü aşk, insanı tamamlanmamış bir nesneye indirgeyip başkasını onun eksik parçası ilan etmek değildir. Aşk, iki ayrı varlığın birbirlerine muhtaç olmadan da değerli olduklarını bilerek birlikte olmayı istemeleridir.
Sen benim yarımım değilsin; kendi bütünlüğü olan bir dünyasın. Ben de senin içinde kaybolmak için değil, seninle karşılaşınca kendi sınırlarımı daha iyi tanımak için bu yolculuğa çıkıyorum.
Ve belki gerçek yakınlık, iki insan arasındaki mesafenin yok olması değil; o mesafe korunurken bile güvenin aşılmaz sanılan sınırları aşabilmesidir.
Bazen düşünüyorum sevgilim, insan zihni neden görünür olanla yetinmez? Neden bir bakışın ardında niyet, bir sessizliğin içinde anlam, bir ayrılığın ötesinde ihtimal arar?
Belki bilinç, yalnızca dünyayı algılayan bir ayna değildir; dünyaya anlam soruları yönelten ve her cevapla yeni bir bilinmezliğe açılan sonsuz bir düşünce kapısıdır.
Seninle konuşurken kelimelerimizin taşıdığı anlamdan fazlasını arıyorum. Bir cümlenin içinde saklanan tereddüdü, bir susuşun ardındaki inceliği, bazen de hiçbir açıklamanın erişemediği o mahrem insanlık hâlini…
Çünkü seni anlamak, seni bütünüyle bildiğimi iddia etmek değildir. Aksine, senin iç dünyana dair bilgimin her zaman sınırlı kalacağını kabul etmektir.
İşte sevgimin sana duyduğu saygı burada başlıyor: Seni tanıdığımı düşündüğüm anlarda bile sana yeniden kulak verebilmekte.
Seni sevmenin bir tür bilgelik olduğunu düşünüyorsam, bundandır sevgilim; çünkü sen bana yalnızca bir başkasını değil, bir başkasını anlamaya çalışmanın ahlakını da öğretiyorsun.
Kadim düşüncenin gölgeli bahçelerinde insan, görünüşün ardındaki özü aradı; gökyüzüne baktı, yıldızları saydı, ruhun ölümlü bedenle ilişkisini sorguladı.
Kimi hakikati akılda, kimi sezgide, kimi kutsal olanın sessizliğinde aradı.
Ben ise seninle birlikte bu arayışların hiçbirini küçümsemeden bir hakikati daha öğreniyorum:
İnsan, bütün metafizik sorularına cevap bulamasa da hayatına ahlaki bir anlam verebilir.
Evrenin neden var olduğunu bilemeyebiliriz. Ölümün ardında ne bulunduğunu açıklayamayabiliriz. Zamanın neden aktığını, bilincin nasıl kendi üzerine dönebildiğini bütün yönleriyle kavrayamayabiliriz.
Fakat birbirimize zulmetmemeyi, birbirimizin özgürlüğünü korumayı, kırdığımız kalbin karşısında gururumuzu susturmayı öğrenebiliriz.
Belki insanın hakikate en çok yaklaştığı yer, bilmediği şeyler hakkında kesin konuşmayı bıraktığı ve bildiği iyiliği yaşamaya başladığı andır.
Ben aşkımızı böyle bir yerde kurmak istiyorum: Gösterişin değil, derinliğin; itaatin değil, özgür iradenin; kör inancın değil, bilinçli bağlılığın hüküm sürdüğü asil bir iç dünyada…
Sevgilim,
Zaman bizi değiştirecek. Hatıralarımızın bazıları solacak, bazı hayallerimiz biçim değiştirecek. Bugün kendimizden emin olduğumuz düşünceler yarın daha geniş bir anlayışın içinde yeniden yorumlanacak.
Fakat ben sevgimizi değişmez bir duyguya hapsetmek istemiyorum. Değişen iki insanın birbirini yeniden tanımayı öğrenmesine inanıyorum.
Çünkü sadakat, hiç değişmemek değildir; değişirken verdiğin sözün ahlaki özünü koruyabilmektir.
Aşk, her gün aynı heyecanla uyanmak da değildir; bazen heyecanın sustuğu yerde özenin sesini duyabilmektir.
Ve bağlılık, bir başkasını hayatının merkezine koyup kendi varlığını unutmak değildir; iki insanın kendi merkezlerini koruyarak ortak bir hayatın çevresinde buluşabilmesidir.
Ben seninle bir masalın dışında, hakikatin tam ortasında yaşamak istiyorum. Kusurlarımızı kutsallaştırmadan, yanlışlarımızı inkâr etmeden, birbirimizi hiçbir idealin kalıbına hapsetmeden…
Seni kusursuz olduğun için değil, kusursuzluğun insan için ne kadar gerçek dışı olduğunu bilerek sana duyduğum sevgiyi ciddiye alıyorum.
Çünkü olgun aşk, insanın karşısındakini bir hayale dönüştürmesi değil; hayalinin ötesindeki gerçek insanı bütün özgürlüğüyle kabul edebilmesidir.
Bir gece yıldızların altında zamanın büyüklüğünü birlikte düşünelim istiyorum.
Bizden önce geçmiş milyarlarca yılı, bizden sonra akacak bilinmez çağları, evrenin akıl almaz genişliğini…
Sonra birbirimize bakalım.
Ve anlayalım ki büyüklük, yalnızca ölçülebilen şeylere ait değildir. Bazen bir insanın vicdanında, bir başkasının acısına gösterdiği merhamette, hiç kimsenin görmediği yerde tuttuğu bir sözde evrenin genişliğinden daha derin bir anlam belirir.
Belki kozmik ölçekte küçüğüz; ama ahlaki seçimlerimiz bakımından önemsiz değiliz.
Belki zaman karşısında geçiciyiz; ama birbirimize yaşattığımız iyiliklerin anlamı, ömrümüzün uzunluğuyla ölçülemez.
İşte ben seni bu düşüncenin ışığında seviyorum: Sonsuzluğu sana yüklemeden, seni bir kurtuluşa dönüştürmeden, bir insanın başka bir insan için gerçekten iyi bir hayat arkadaşı olabileceğine inanarak…
Seni seviyorum; çünkü seninle birlikte olmak, hayatın bütün sırlarını çözmek değil, çözemediğimiz sırların ortasında bile daha bilinçli, daha adil ve daha merhametli bir insan olmayı istemektir.
Ve aşkımızın en asil ülküsü şu olsun:
Birbirimizi sonsuzluğun sahibi sanmayalım; faniliğin bilincinde birbirimize değer verelim. Birbirimizin kaderini yazmaya kalkışmayalım; özgür iradelerimizle ortak bir hikâye kuralım. Çünkü belki de sonsuzluğa en çok yaklaşan aşk, zamanı yenebileceğini iddia eden değil, sınırlı zamanın içinde insan kalmayı başarandır.
Aşk
Bazen düşünüyorum sevgilim,
insan zihni neden görünür olanla yetinmez?
Neden bir bakışın ardında niyet,
bir sessizliğin içinde anlam,
bir ayrılığın ötesinde ihtimal arar?
Aşk
Seninle konuşurken
kelimelerimizin taşıdığı anlamdan fazlasını arıyorum.
Bir cümlenin içinde saklanan tereddüdü,
bir susuşun ardındaki inceliği,
bazen de hiçbir açıklamanın erişemediği
o mahrem insanlık hâlini…
Aşk
Seni her gün yeniden sevmek,
dünün duygusunu bugüne taşımaktan öte,
yarının henüz bilinmeyen şartları içinde
sana karşı sorumluluğumu yeniden seçmektir.
Aşk
Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 21.10.2026 21:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!