Aşk Kasım 16 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7575

ŞİİR


71

TAKİPÇİ

Aşk Kasım 16

Sevgilim,
Ben seni bir hayalin içine hapsetmeyeceğim. Seni yalnızca şiirlerdeki kadın, yalnızca düşlerimdeki güzellik yapmayacağım.

Çünkü romantik hayal gücü ne kadar güçlü olursa olsun, gerçek bir insanın özgürlüğünden daha değerli değildir.

Senin de yorulduğun günler, anlaşılmak istediğin anlar, kendi sessizliğine çekildiğin zamanlar olacak.

Ben sevgimi, seni daima büyüleyici bulmak zorunda olduğum bir beklentiye dönüştürmek istemiyorum.

Seni gerçekliğin içinde sevmek istiyorum; güzelliğinin yanında kırılganlığını, düşlerinin yanında kaygılarını, gülüşünün yanında suskunluğunu da tanıyarak.

Çünkü gerçek aşk, insanın karşısındakini bir ideale dönüştürmesi değil, idealinin ötesindeki insanı da sevebilmesidir.

Ve belki romantizmin en olgun biçimi, dünyadan kaçıp hayallere sığınmak değil; hayal gücünü kullanarak dünyayı daha yaşanabilir kılmaktır.

Bir gün birlikte denize bakalım.

Uzakta gökyüzüyle birleşen çizgiye, dalgaların kıyıya dönüp duran hareketine, rüzgârın hiçbir yere ait olmadan her yere dokunabilmesine…

Sonra birbirimize hiçbir şey söylemeyelim.

Çünkü bazı anlar, anlatıldıkları için değil, iki insan tarafından aynı anda yaşandıkları için güzeldir.

Belki o an anlayacağız: Özgürlük, birbirimizden uzaklaşabilmekte olduğu kadar özgürce birbirimize yaklaşabilmektedir de.

Ben seninle bir kafesin içinde sonsuzluk değil, açık bir ufkun altında yakınlık istiyorum.

Kendi düşlerimizi koruyarak, birbirimizin düşüncelerine alan açarak, hayatı tek bir doğruya indirgemeden aynı yöne bakabilmenin güzelliğini…

Ve zaman bizi değiştirse bile birbirimizi yeniden keşfetmekten vazgeçmeyelim.

Çünkü aşkın romantizmi, ilk karşılaşmanın büyüsüne mahkûm kalmak değil; yıllar sonra bile bir insana bakıp onda henüz bilmediğin bir dünya bulabilmektir.

Seni seviyorum, sevgilim; çünkü seninle dünya yalnızca yaşadığım bir yer olmaktan çıkıyor, hayal gücümün, düşüncelerimin ve duygularımın yeniden biçimlendiği bir ufka dönüşüyor.

Ve belki aşkın en romantik hakikati şudur:

İnsan, sevdiği kişide sonsuzluğu bulduğunu sanır; olgunlaştığında ise sonsuzluğun o kişiye sahip olmakta değil, onunla birlikteyken hayatın sınırsız imkânlarına açık kalmakta olduğunu anlar.

Ben seninle, hayatı bitmeyen bir şiire çevirmek istemiyorum.

Şiirin içinden geçebileceğimiz gerçek bir hayat, özgürlüğümüzü koruyabileceğimiz bir yakınlık ve her şeye rağmen yeniden başlayabileceğimiz bir sevgi istiyorum.

Çünkü romantizm, dünyayı olduğu gibi kabul edemeyen kalbin isyanıysa, aşk bu isyanı iki insan için daha güzel bir dünyaya dönüştürme cesaretidir.
Aşk

Bir gün birlikte denize bakalım.
Uzakta gökyüzüyle birleşen çizgiye,
dalgaların kıyıya dönüp duran hareketine,
rüzgârın hiçbir yere ait olmadan
her yere dokunabilmesine…
Sonra birbirimize hiçbir şey söylemeyelim.
Çünkü bazı anlar,
anlatıldıkları için değil,
iki insan tarafından aynı anda yaşandıkları için güzeldir.
Aşk

Seni gerçekliğin içinde sevmek istiyorum;
güzelliğinin yanında kırılganlığını,
düşlerinin yanında kaygılarını,
gülüşünün yanında suskunluğunu da tanıyarak.
Aşk

Seni gerçekliğin içinde sevmek istiyorum;
güzelliğinin yanında kırılganlığını,
düşlerinin yanında kaygılarını,
gülüşünün yanında suskunluğunu da tanıyarak.
Aşk

Seni düşünmek bana sorular veriyor:
Bir insan başka bir insanı neden seçer?
Neden bazı karşılaşmalar geçip giderken
bazıları bütün hayatın anlamını değiştirir?
Neden bir an, yaşandığı süreden daha uzun
bir hatıraya dönüşebilir?
Aşk

Seni sevmek,
düzenli bir dünyanın içine sığmak değil;
düzenin açıklayamadığı güzellikleri
yüreğimde yeniden keşfetmekti.
Bir sonbahar akşamının hüznü,
denizin ufka bıraktığı o mavi belirsizlik,
yağmurun camda çizdiği gelişigüzel yollar…
Bütün bunlar seninle birlikte
yalnızca doğanın görüntüleri olmaktan çıktı.
Her biri, içimdeki başka bir duygunun
dünyaya düşen gölgesine dönüştü.
Çünkü romantizm, sevgilim,
yalnızca duyguların akla başkaldırması değil;
insanın kendi içindeki sonsuzluk arzusunu
dış dünyanın sınırlı biçimlerinde aramasıdır.
Ben de seni böyle sevdim:
Bir insanın yüzünde bir evren,
bir bakışın içinde bir ömür,
kısa bir karşılaşmada
zamana meydan okuyan bir anlam bulur gibi…
Aşk

Seni sevmek,
düzenli bir dünyanın içine sığmak değil;
düzenin açıklayamadığı güzellikleri
yüreğimde yeniden keşfetmekti.
Bir sonbahar akşamının hüznü,
denizin ufka bıraktığı o mavi belirsizlik,
yağmurun camda çizdiği gelişigüzel yollar…
Bütün bunlar seninle birlikte
yalnızca doğanın görüntüleri olmaktan çıktı.
Her biri, içimdeki başka bir duygunun
dünyaya düşen gölgesine dönüştü.
Çünkü romantizm, sevgilim,
yalnızca duyguların akla başkaldırması değil;
insanın kendi içindeki sonsuzluk arzusunu
dış dünyanın sınırlı biçimlerinde aramasıdır.
Ben de seni böyle sevdim:
Bir insanın yüzünde bir evren,
bir bakışın içinde bir ömür,
kısa bir karşılaşmada
zamana meydan okuyan bir anlam bulur gibi…
Aşk
KALBİN ROMANTİK İSYANI
Sevgilim,
Dünya, aklın cetvelleriyle ölçülürken ben senin gözlerinde ölçülemeyeni aradım. Bir düşüncenin sınırlarını mantık çizer, bir dağın yüksekliğini bilim hesaplar; peki, insanın bir başkasında bulduğu anlamı hangi ölçü birimi açıklayabilir?

Seni sevmek, düzenli bir dünyanın içine sığmak değil; düzenin açıklayamadığı güzellikleri yüreğimde yeniden keşfetmekti.

Bir sonbahar akşamının hüznü, denizin ufka bıraktığı o mavi belirsizlik, yağmurun camda çizdiği gelişigüzel yollar… Bütün bunlar seninle birlikte yalnızca doğanın görüntüleri olmaktan çıktı.

Her biri, içimdeki başka bir duygunun dünyaya düşen gölgesine dönüştü.

Çünkü romantizm, sevgilim, yalnızca duyguların akla başkaldırması değil; insanın kendi içindeki sonsuzluk arzusunu dış dünyanın sınırlı biçimlerinde aramasıdır.

Ben de seni böyle sevdim: Bir insanın yüzünde bir evren, bir bakışın içinde bir ömür, kısa bir karşılaşmada zamana meydan okuyan bir anlam bulur gibi…

Sana bir şiir yazmak istiyorum; ama sözcüklerim seni açıklamasın, sana açılan kapılar olsun.

Bir ressamın renkleriyle anlatamadığı özlemi, bir bestecinin notalara sığdıramadığı tutkuyu, bir filozofun kavramlarla çevreleyemediği o insani çelişkiyi taşısın içinde.

Çünkü ben seni severken hem aklımın uyanık kalmasını hem de kalbimin hayrete düşebilmesini istiyorum.

Seni düşünmek bana sorular veriyor: Bir insan başka bir insanı neden seçer? Neden bazı karşılaşmalar geçip giderken bazıları bütün hayatın anlamını değiştirir? Neden bir an, yaşandığı süreden daha uzun bir hatıraya dönüşebilir?

Belki aşk, cevapların kesinliğinde değil, soruların içimizde açtığı genişliktedir.

Belki de insan, en çok sevdiği kişiyi anlatmaya çalışırken kendi ruhunun henüz keşfetmediği kıyılarına ulaşır.

Sevgilim,

Ben seni bir hayalin içine hapsetmeyeceğim. Seni yalnızca şiirlerdeki kadın, yalnızca düşlerimdeki güzellik yapmayacağım.

Çünkü romantik hayal gücü ne kadar güçlü olursa olsun, gerçek bir insanın özgürlüğünden daha değerli değildir.

Senin de yorulduğun günler, anlaşılmak istediğin anlar, kendi sessizliğine çekildiğin zamanlar olacak.

Ben sevgimi, seni daima büyüleyici bulmak zorunda olduğum bir beklentiye dönüştürmek istemiyorum.

Seni gerçekliğin içinde sevmek istiyorum; güzelliğinin yanında kırılganlığını, düşlerinin yanında kaygılarını, gülüşünün yanında suskunluğunu da tanıyarak.

Çünkü gerçek aşk, insanın karşısındakini bir ideale dönüştürmesi değil, idealinin ötesindeki insanı da sevebilmesidir.

Ve belki romantizmin en olgun biçimi, dünyadan kaçıp hayallere sığınmak değil; hayal gücünü kullanarak dünyayı daha yaşanabilir kılmaktır.

Bir gün birlikte denize bakalım.

Uzakta gökyüzüyle birleşen çizgiye, dalgaların kıyıya dönüp duran hareketine, rüzgârın hiçbir yere ait olmadan her yere dokunabilmesine…

Sonra birbirimize hiçbir şey söylemeyelim.

Çünkü bazı anlar, anlatıldıkları için değil, iki insan tarafından aynı anda yaşandıkları için güzeldir.

Belki o an anlayacağız: Özgürlük, birbirimizden uzaklaşabilmekte olduğu kadar özgürce birbirimize yaklaşabilmektedir de.

Ben seninle bir kafesin içinde sonsuzluk değil, açık bir ufkun altında yakınlık istiyorum.

Kendi düşlerimizi koruyarak, birbirimizin düşüncelerine alan açarak, hayatı tek bir doğruya indirgemeden aynı yöne bakabilmenin güzelliğini…

Ve zaman bizi değiştirse bile birbirimizi yeniden keşfetmekten vazgeçmeyelim.

Çünkü aşkın romantizmi, ilk karşılaşmanın büyüsüne mahkûm kalmak değil; yıllar sonra bile bir insana bakıp onda henüz bilmediğin bir dünya bulabilmektir.

Seni seviyorum, sevgilim; çünkü seninle dünya yalnızca yaşadığım bir yer olmaktan çıkıyor, hayal gücümün, düşüncelerimin ve duygularımın yeniden biçimlendiği bir ufka dönüşüyor.

Ve belki aşkın en romantik hakikati şudur:

İnsan, sevdiği kişide sonsuzluğu bulduğunu sanır; olgunlaştığında ise sonsuzluğun o kişiye sahip olmakta değil, onunla birlikteyken hayatın sınırsız imkânlarına açık kalmakta olduğunu anlar.

Ben seninle, hayatı bitmeyen bir şiire çevirmek istemiyorum.

Şiirin içinden geçebileceğimiz gerçek bir hayat, özgürlüğümüzü koruyabileceğimiz bir yakınlık ve her şeye rağmen yeniden başlayabileceğimiz bir sevgi istiyorum.

Çünkü romantizm, dünyayı olduğu gibi kabul edemeyen kalbin isyanıysa, aşk bu isyanı iki insan için daha güzel bir dünyaya dönüştürme cesaretidir.
Aşk
İNSANIN YENİDEN DOĞUŞU
Sevgilim,
Bir zamanlar dünya, insanın önünde kapalı bir kitaptı; hakikat, yüksek duvarların ardında, güzellik, kutsalın gölgesinde, insan ise kendi kudretinden habersizdi.

Sonra bir sabah, düşünce eski zincirlerini sorguladı. Bir ressam ışığın sırrını aradı, bir bilgin gökyüzünün düzenini, bir filozof insanın kendi varlığındaki anlamı…

Ve dünya, yalnızca bakılan bir yer olmaktan çıkıp yeniden keşfedilen bir ihtimale dönüştü.

Ben seni sevdiğimde de içimde buna benzer bir değişim başladı: Sanki yıllardır aynı pencereden baktığım hayat ilk kez kendi renklerini gösterdi.

Sen bana yeni bir dünya vermedin; dünyanın içinde henüz görmediğim birçok dünyanın bulunduğunu öğrettin.

Bir çiçeğin biçiminde geometriyi, bir bakışın içinde düşünceyi, bir dokunuşa ihtiyaç duymadan bile iki insanın arasında kurulabilen yakınlığı…

Anladım ki aşk, insanın dünyadan kaçışı değil, dünyayı daha derin bir dikkatle yeniden keşfetmesidir.

Seni bir heykeltıraşın mermeri sevmesi gibi seviyorum; ama seni kendi istediğim biçime sokmak için değil, kendi özgün biçimini ortaya koyabilmen için sana alan açmayı öğrenerek.

Çünkü güzellik, her şeyi aynı ölçüye göre biçimlendirmekten doğmaz. Bazen bir çizginin cesaretinde, bazen kusursuz görünmeyen bir ayrıntıda, bazen de hiçbir kalıba sığmayan bir insanın özgürlüğünde belirir.

Sen benim tasarımım değilsin, sevgilim; kendi hayatının sanatçısısın.

Ben de senin önünde tamamlanmayı bekleyen ham bir mermer değilim. Kendi kararları, yanılgıları ve düşleri olan bir insanım.

Öyleyse aşkımız, birimizin diğerini yeniden biçimlendirdiği bir sanat eseri olmasın; iki ayrı sanatçının, birbirinin özgünlüğünü koruyarak ortak bir hayat yaratma cesareti olsun.

Çünkü sevginin gerçek estetiği, sevdiğini kendi hayaline benzetmekte değil, onun kendine özgü güzelliğini keşfedebilmektedir.

Leonardo’nun çizgilerinde insan bedeni evrenin oranlarıyla konuşurken, ben senin gözlerinde başka bir ölçü arıyorum:

Bir insanın değeri, ne kadar güçlü olduğuyla mı belirlenir, yoksa gücünü ne kadar bilinçli kullandığıyla mı?

Bir aklın büyüklüğü, kaç cevap bildiğinde mi saklıdır, yoksa yanlış sorularını fark edip yenilerini sorabilmesinde mi?

Ve aşkın olgunluğu, bir kalbin ne kadar şiddetle çarptığında mı, yoksa sevdiği insanın özgürlüğüne ne kadar incelikle yaklaştığında mı?

Ben her defasında daha derin olanın ikinci ihtimal olduğunu düşünüyorum.

Çünkü tutkuyla başlayan her yakınlık kendiliğinden bilgelik doğurmaz. Bazen tutku, insanı kendi arzularına hapseder; bazen de sevgi, insana kendisinden başka bir dünyanın varlığını ciddiye almayı öğretir.

Ben seninle ikinci yolu yürümek istiyorum.

Sana hükmetmeden yakınlaşmayı, seni susturmadan dinlemeyi, farklı düşündüğümüzde sevgimizi bir üstünlük mücadelesine dönüştürmemeyi…

Aşkımızın içinde akıl da bulunsun, hayal de, eleştiri de, hayranlık da.

Çünkü insanı yücelten, yalnızca ne hissettiği değil, hissettikleriyle ne yaptığıdır.

Sevgilim,

Rönesans insanı gökyüzüne baktı ve evrenin eski tasavvurlarını yeniden sorguladı. Ben de sana baktığımda kendi içimdeki eski kabulleri sorguluyorum.

Belki aşk, kişinin kendisini merkeze koyduğu dünyadan bir başkasını da eşit derecede gerçek kabul ettiği yeni bir düşünce düzenine geçiştir.

Artık her şey benim arzumla ölçülmüyor; senin beklentilerin, senin korkuların, senin düşüncelerin de hayatımızın hakikatine katılıyor.

Bu, kendimden vazgeçmek değil; kendimi tek ölçü olmaktan çıkarmaktır.

Ve belki olgunlaşmak, insanın kendi önemini inkâr etmeden başkasının önemini de tanıyabilmesidir.

Seni sevdiğimde kendi dünyamı terk etmiyorum; dünyamın sınırlarını genişletiyorum.

Birlikte yeni düşünceler kuruyor, eski yanılgılarımızı gözden geçiriyor, geleceğin henüz çizilmemiş haritasına kendi irademizle çizgiler ekliyoruz.

İşte bu yüzden aşkı yalnızca kalbin eski bir hikâyesi olarak görmüyorum.

Aşk, insanın kendisini yeniden eğitmesi, başka bir insanın varlığı karşısında daha dikkatli düşünmeyi öğrenmesi ve hayatın imkânlarını çoğaltmasıdır.

Gel, sevgilim, bir gün birlikte bir tabloya bakalım.

Önce renklerini görelim, sonra ressamın ışığı nereye yerleştirdiğini, hangi gölgeleri sakladığını, hangi ayrıntıyı görünür kıldığını düşünelim.

Sonra birbirimize soralım:

Bir insanın hayatı da böyle değil midir? Neleri aydınlattığı, neleri gölgede bıraktığı, hangi anıların rengini koruduğu ve hangi düşüncelerle kendisini yeniden çizdiği…

Ben senin hayatına bütün gölgelerini yok etmek için gelmek istemiyorum. Her insanın kendisine ait bir karanlığı, henüz aydınlanmamış bir düşüncesi vardır.

Ben seninle, ışığın nereden geldiğini birlikte aramak istiyorum.

Bazen sen bana bir pencere aç; bazen ben sana uzak bir ufku göstereyim. Birbirimizi tek bir hakikate mahkûm etmeyelim; hakikati ararken birbirimize yoldaş olalım.

Çünkü aşkın en güzel eseri, kusursuz iki insanın bir araya gelmesi değil; kusurlarını tanıyan iki insanın birlikte daha iyi bir hayat yaratabilmesidir.

Seni seviyorum, sevgilim.

Bir çağın yeniden doğuşu gibi bütün geçmişi silerek değil, geçmişin içinden yeni imkânlar çıkararak…

Seni, bana ait olduğun için değil, kendi varlığınla hayatımda yeni düşünceler, yeni sevinçler ve yeni başlangıçlar mümkün kıldığın için seviyorum.

Belki insanın gerçek Rönesansı, dünyayı yeniden keşfetmesinden önce kendi düşüncesini yeniden kurmasıdır.

Ve belki aşkın Rönesansı da iki insanın birbirini değiştirmeye çalışması değil, birbirinin gelişmesine alan açmasıdır.

Çünkü aşk, iki hayatın tek bir hayata dönüşmesi değil; iki ayrı dünyanın karşılaşarak daha geniş bir insanlık ufku yaratmasıdır.

Ve ben seninle, sevgilim, yalnızca güzel bir hikâye yaşamak istemiyorum.

Birbirimizin aklını özgürleştiren, hayal gücünü besleyen, vicdanını incelten ve her yeni güne yeniden başlama cesareti veren bir sevginin içinde yaşamak istiyorum.

Sen benim yeniden doğuşum değilsin; seninle karşılaşınca hayatımın yeniden doğabilecek kadar geniş olduğunu anladım.
Aşk
AŞKIN ZORUNLU GEOMETRİSİ
Sevgilim,
Seni sevmek, bir rastlantıya boyun eğmek değil, varlığın kendi nedenlerini senin varlığında yeniden düşünmektir.

Çünkü hiçbir şey, yalnızca kendisiyle açıklanmaz dünyada; her şey başka şeylerle ilişkisi içinde kendi hakikatini açığa çıkarır.

Bir nehir, yatağından bağımsız değildir; bir düşünce, onu doğuran nedenlerden; insan ise kendisini insan yapan sonsuz ilişkiler ağından…

Ben de seni, kendimden ayrı bir mucize olarak değil, varoluşun bütünlüğü içinde karşılaştığım eşsiz bir gerçeklik olarak seviyorum.

Sen benim eksikliğimi tamamlayan bir parça değilsin; kendi varlığının nedenleriyle yaşayan, kendi özünü gerçekleştirmeye çalışan başlı başına bir dünyasın.

Ve aşk, sevgilim, iki insanın birbirine sahip olması değil, iki ayrı varlığın birbirinin yaşama kudretini artırmasıdır.

Spinoza’nın bahsettiği o derin hakikat gibi, her varlık kendi varlığını sürdürmeye yönelir; insan da kendi özünü korurken başka insanlarla kurduğu ilişkiler içinde değişir.

Seninle karşılaşınca anladım: Bazı yakınlıklar bizi daraltır, bazılarıysa içimizdeki imkânları çoğaltır.

Bir sevgi vardır, kıskançlığını bağlılık, korkusunu sadakat, sahip olma arzusunu tutku sanır.

Bir başka sevgi ise karşısındakinin özgürlüğünden ürkmez; çünkü bilir ki gönüllü yakınlık, zorunlu itaattan daha derin bir bağdır.

Ben seni zincirlerle kendime bağlamak istemiyorum. Sana duyduğum sevgiyi senin özgürlüğünün karşısına dikmek istemiyorum.

İstiyorum ki yanımda oluşun bir korkunun sonucu değil, hayatını daha geniş, daha anlamlı ve daha sevinçli bulmanın tercihi olsun.

Çünkü seni sevmenin değeri, seni yönetebildiğim ölçüde değil, birlikteyken ikimizin de daha özgür düşünebildiği ölçüde büyür.

Sana duyduğum özlemi de artık yalnızca bir eksiklik saymıyorum.

Özlem, bazen uzaklığın yarattığı bir kederdir; bazen de sevginin hayatımızdaki yerini bize yeniden gösteren bir bilinç.

Seni düşündüğümde içimde beliren her duyguya teslim olmuyorum; onun nedenini anlamaya çalışıyorum.

Korkuyorsam, korkumun kaynağını; kıskanıyorsam, arzumun sınırlarını; üzülüyorsam, beni bu üzüntüye götüren düşüncelerin izini sürüyorum.

Çünkü duygularımızı anlamak, onları inkâr etmek değildir; onların bizi yönetmesiyle bizim onları anlayarak hareket etmemiz arasındaki farkı kavramaktır.

Ve belki özgürlük, bütün duygulardan kurtulmak değil, duygularımızın nedenlerini kavrayarak daha bilinçli davranabilmektir.

Seninle bu özgürlüğe yaklaşmak istiyorum: Birbirimizi suçlamadan konuşabildiğimiz, yanılgılarımızı savunmak yerine onları düzeltebildiğimiz, sevgimizi korkunun değil, anlayışın büyüttüğü bir hayata…

Sevgilim,

Sevinç, yalnızca yüzümüzde açan bir gülümseme değildir; yaşama gücümüzün arttığını hissettiğimiz derin bir varoluş hâlidir.

Seninle kurduğum güzel bir sohbet, birlikte düşündüğümüz bir soru, bana yeni bir bakış açısı kazandıran tek bir cümlen bile dünyayla ilişkimi değiştirebilir.

Çünkü bazen insanı mutlu eden, hayatın bütün sorunlarının ortadan kalkması değil, onları kavrayacak zihinsel gücü ve aşacak cesareti bulmasıdır.

Benim için aşk, her gün mutluluk üretmek zorunda olan kusursuz bir düzenek değil.

Aşk, kederin nedenlerini anlamaya, sevinci paylaşmaya, yanlışları düzeltmeye ve birlikte yaşama kudretimizi artırmaya gönüllü olduğumuz bir ilişkidir.

Sana huzur vermek istiyorum, ama huzurunu tek başıma yaratabileceğimi sanmadan.

Sana destek olmak istiyorum, ama senin yerine yaşamaya kalkışmadan.

Seninle mutlu olmak istiyorum, ama mutluluğumu senin özgürlüğünün bedeli yapmadan.

Çünkü gerçek sevgi, bir insanı kendisine bağımlı kılmak değil; onun kendi varlığını daha güçlü ve daha bilinçli yaşayabilmesine katkıda bulunmaktır.

Bir gün anlayacağız belki, bizi birbirimize yaklaştıran şeyin yalnızca güzel tesadüfler olmadığını…

Düşüncelerimiz, seçimlerimiz, geçmişimiz ve karşılaştığımız koşullar bu ilişkinin görünmeyen nedenlerini oluşturuyor.

Fakat nedenleri anlamak, sevgiyi değersizleştirmez.

Tam tersine, birbirimizi hangi koşulların değiştirdiğini ve hangi davranışların yakınlığımızı güçlendirdiğini daha açık görmemizi sağlar.

Böylece aşk, kör bir yazgıya dönüşmez; bilinçle şekillenen bir hayat pratiği olur.

Ben seni yalnızca kalbimin istediği için değil, seninle kurduğum ilişkinin hayatımızı nasıl etkilediğini düşünerek de seçiyorum.

Ve bu seçimin içinde akıl ile duygu birbirine düşman değil; aynı hakikatin farklı yönlerini anlamaya çalışan iki yetenek oluyor.

Seni seviyorum, sevgilim; çünkü seninle varlığımı küçültmeden yakınlaşmayı, özgürlüğümü kaybetmeden bağlanmayı ve mutluluğu bir başkasına hükmetmekte değil, birlikte yaşama gücümüzü artırmakta aramayı öğreniyorum.

Belki aşkın en büyük bilgeliği, bir insanı evrenin merkezine koymak değil; evrenin sonsuz ilişkileri içinde onun biricikliğini görebilmektir.

Ve belki özgürlük, istediğimiz her şeyi yapabilmekten önce, neden istediğimizi anlayıp seçimlerimizin sorumluluğunu üstlenebilmektir.

Öyleyse gel, sevgilim: Birbirimizin sahibi değil, sevinç ve anlayış imkânlarını çoğaltan yoldaşı olalım. Çünkü hakiki aşk, iki insanın birbirinde kaybolması değil; birbirleriyle karşılaştıkça var olma kudretlerinin artmasıdır.
Aşk

Sevgilim,
Bir zamanlar dünya,
insanın önünde kapalı bir kitaptı;
hakikat, yüksek duvarların ardında,
güzellik, kutsalın gölgesinde,
insan ise kendi kudretinden habersizdi.
Sonra bir sabah,
düşünce eski zincirlerini sorguladı.
Bir ressam ışığın sırrını aradı,
bir bilgin gökyüzünün düzenini,
bir filozof insanın kendi varlığındaki anlamı…
Ve dünya,
yalnızca bakılan bir yer olmaktan çıkıp
yeniden keşfedilen bir ihtimale dönüştü.
Ben seni sevdiğimde de
içimde buna benzer bir değişim başladı:
Sanki yıllardır aynı pencereden baktığım hayat
ilk kez kendi renklerini gösterdi.
Aşk

Sevgilim,
Dünya, aklın cetvelleriyle ölçülürken
ben senin gözlerinde ölçülemeyeni aradım.
Bir düşüncenin sınırlarını mantık çizer,
bir dağın yüksekliğini bilim hesaplar;
peki, insanın bir başkasında bulduğu anlamı
hangi ölçü birimi açıklayabilir?
Seni sevmek,
düzenli bir dünyanın içine sığmak değil;
düzenin açıklayamadığı güzellikleri
yüreğimde yeniden keşfetmekti.
Aşk

Seni kendime benzetmek istemedim;
bir ressamın gökyüzünü kendi tuvaline hapsetmesi gibi
güzelliğini sınırlandırmak,
sana duyduğum hayranlığı
bir sahiplenme biçimine dönüştürmek olurdu.
Ben seninle
daha geniş bir dünya istedim:
düşüncelerimizin özgürce büyüdüğü,
farklılıklarımızın düşmanlığa dönüşmediği,
her birimizin ötekinde eksilmeden
birbirini çoğalttığı bir dünya…
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 21.10.2026 21:40:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!