Hâlâ koltukta aynı tarafda oturuyorum. Senin tarafın dokunulmamış, sanki orada hiç kimse oturmamış gibi. Koltukta bir tişörtun var ve senin kokunu taşıyor. Onu kaldırmaya yıkamaya cesaret edemiyorum. Alırsam, bu son olur. O zaman gerçekten gitmiş olursun.
Neden gittin?
Bu soru kafamda büyüyor , hiç bitmeyen bir nota gibi asılı kalıyor. Bazen kendi sesimi duymak için fısıldıyorum. Sanki seni geri çağırabilirmiş gibi. Sanki bir yerde durup, başını çevirip, hâlâ sana ihtiyacım olduğunu anlayabilirmişsin gibi.
**Kadın:**
Bavulumu değil...
kalbimi topladım o gece...
Sessizce çıktım sevdiğimiz evden....
Kapıyı kapatırken elim titredi biraz...
Bir kadın...
sadece "seni seviyorum" sözünü değil...
O sözün gölgesinde duran gerçeği bekler...
Yağmurlu bir günde uzanan bir eli...
Akşam üstü...
mutfağın loş ışığında...
çayın buharına bakarak başladı yine düşünmeye...
Herkes uyumuştu...
Şehir bile yorgundu sanki...
Kim Daha Çok Yaralı?
Etrafıma bakıyorum,
herkesin cebinde başka bir keder,
ama nedense
acıların bile terazisi var artık.
Her büyük hikaye gibi başladı
bir fısıltıyla,
fısıltıyla verilen bir sözle,
sözlerden daha yüksek sesle konuşan bakışlar arasında.
Güven,
genç bir ağaç gibi büyüdü,
Gece, omuzlarıma ince bir tül gibi düşerken,
ben seni düşündüm…
Ben seni hayal ettim..
Belki hiç var olmamış bir adamı,
ama kalbimde bin yıldır yaşayan o sesi...
Iç sesimi...
Bir kadın vardı…
Saçlarına rüzgârı, gözlerine baharı saklayan.
Hayat onun avuçlarına önce güller bıraktı,
Sonra dikenlerini.
Bir zamanlar...
rüzgârın bile adını fısıldamaya çekindiği bir kadın vardı...
Saçlarında geçmişin tozu...
gözlerinde yarım kalmış umutlar taşırdı...
Adı önemli değildi...
çünkü o kadin, hepimizden birazdı...
Gece çöktü üstüme...
Ay sustu...
yıldız küstü bana...
Bir ben kaldım kendi yolumda...
Kendi kendime sordum yine...
“Bu dünya kimin baba ?”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!