Anısı Biz Olalım Bu Sokakların

Ahmet Telli
129

ŞİİR


897

TAKİPÇİ

Anısı Biz Olalım Bu Sokakların

Anısı biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiç bir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşsin
gürültüsüz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen

Biz gelince bir yağmur başlar
yüzün çizilir buğulanan camlara
bir uzun karartma biter
akasyalar köpürür birdenbire
ve her avluda adınla anılan
çiçekler sulanır akşamüstleri

Bir arkadaş evine uğrarız yolüstü
bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi
başını sessizce omzuma koyarsın
gülüreyhan olur soluğun
Biz kalırız kuşlar dönüp gelir
her balkonda bir menekşe sesi

Belki yeniden güzelleştiririz
adları değiştirilen parkları
perdeleri hiç açılmayan evlerde
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden
kendi sesini kemiren alanlar

Anısı biz olalım bu sokakların
ve hiç durmadan yağmur yağsın
Biz gürültüsüz sözcükler bulalım
sarmaşıklar fısıldaşsın yine
Gidersek birlikte gideriz
yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen

Ahmet Telli
Kayıt Tarihi : 23.09.2000 01:58:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Naki Aydoğan
    Naki Aydoğan

    şiir okur şiir yazardım
    okumak!
    bu alemden çıkmak yazı alemine geçmek
    şiir okumak!
    yazı aleminden çıkmak
    ıslık, ıslak sesle renk almak
    ışık alemine dalmak
    kurulanmak
    arınmak
    ben şiir okur şiir yazarken
    bir çift sevgili öpüşür
    anısı kalır sokakta, gülümsemek bana düşer.
    panayır,
    bana bir hayat ayırır
    kasaba hayatı, asabiyet yaratır
    panayırlar herkese hayat ayırır sağaltır.
    mesai
    sadık Sait'in saati var.
    aklında sevdiği sayıklar durur.
    güzeldi şiir okumak
    yazmak önce zor soruydu sonra kolay yanıttı
    yandı biti kül oldu okuduklarım
    tek bendim yangından kurtulan
    nasıl anlatabilirdim
    şiirle


    Cevap Yaz
  • Tuna Kıpçak
    Tuna Kıpçak

    panayır

    asırlar önce başıma gelmiş gibiydi,
    /herşeyliğin…

    o puslu ve kıyama hasret meydanı
    sarmıştı yedi yönden muhabbet,
    ne akrep ne de yelkovanın,
    nerelerde gezdiğini bilmiyordum,
    dijital çağın saatleriniyse zaten sallamıyordum,
    ki sarkaçsızdılar…

    tavırlı; pek çalımlıydım,
    gökte ararken yerde bulmuşlar kadar…
    bir elmanın iki yarısı olamadıysa da yankılarımız,
    /tekbir/ sadalı bir mahrem çağrının
    içine sığıyorduk omuz omuza,

    dağlar ardında ve
    haftaları kovalayan haftalarda da,
    kesintisiz irtibatta kaldık,
    beraberdik bu meyanda, ayrılmadık;
    bazı türküler ve allahın şarkısı ilahiler dışında,
    gönülden anlaştık…

    yürüdüğüm sapa yolları örten ve
    uzun yaşamış bir insan ömrü kadar yaşlı,
    çınar ağaçlarının rengi geçkin yaprakları,
    henüz güze boyun eğmiş değilken
    iyi kalpli eylülde,
    çıksam da baksam yâren;
    şu hurma endamlı çınarın,
    zarif yaprakları arasında mısın ki…
    yâr ile hemdem iken,
    âyârın verdiği eziyete,
    katlanmaktır aşk…,
    usulca avuçlarından öpmek,
    hafifçe koklamaktır ayrılığı ve
    sürekli anıp, hep hatırda tutmaktır yâri…
    gamsız bakmak hiçbir yere
    ve her yere muhabbet serpmektir,

    hz.muhammed efendimizin hicretinin
    ardından geçmiş bin dört yüz küsur yılın,
    sene başı muharrem hilâlinden,
    yirmi beş akşam geçmişken ve keza,
    hz.isa peygamberin de,
    buna beş yüz bilmem ne yıl ilaveli senesi,
    kaç gün olacağı istikrarsız ayının,
    yirmi dördüncü günü, günlerden cumaydı;
    yine böyle kritik bir ikindi vakti ertesiydi
    ve kentin o en uzlaşmasız meydanında duyduğum,
    kâfûr kokulu sesinin geldiği yöne baktım…
    ki o an ölmenin hemen öncesiydi,
    ah

    bir çocuk masumluğundaki bakışlarımdan geçiyordu;
    sak/lan/baç çiçekleri körebesinin köşe kapmacasında,
    uzun eşeğin üstünden ırmakta taş sektirişim,
    elektronik beyin adı verilen bir kasabalı kuzu gibi,
    çelik çomaktan bıkkınken
    ve micozun kırdığı biricik mavi bilyenin,
    talihsizliğine içerlemiş
    ve dahası kanatlılar bilmecesindeki bıçak da,
    yağmur erteleri oynan kader çizgisi oyununda
    dar boğaza saplanmışken,
    yine,
    yap/boz/yap memleket haritasında
    yerini bulamadığım uşak kayıpken,
    bir insan anatomisindeki iç organların yeri bile,
    gözü kapalı bulunabiliyordu hayatta sanki artık,
    tekrar, tekrar ve tekrardan…

    belki de panayırda kaybolmuş bir çocuktum,
    tuzlu kocaman gözlerimle ve
    atlı karınca döndükçe,
    hareleri oyuncak çemberiydi ne malum,

    belki mutlu çocuk yüzleri biriktiriyordum,
    yüzümü yasladığım parlak bir yıldızın yanağında;
    zaman, pastasını bir kez daha keserken…

    derken gök;
    matem giysisini geçirip üstüne,
    tülden siyah örtüsüyle,
    sildi tuzlarını çocuğun gözlerinden
    ve üfledi mumu…

    bir dilek panayıra düştü,
    belki de yine bir düştü,
    kaybolmuş bir çocuktum belki
    kendi karanlık ormanımda
    ve yağmur kokusu avuç içlerimde,
    alnı buz gibi bir çocuk…

    bir kerametli ve ismiyle müsemma kalbi gördü,
    o panayırda kaybolmuş çocuk ve
    gömüldü yürek boşluğuna
    uysal kalbinin kuş tüyleri…
    korku tünelindeki gürültü,
    içimden hızla geçerken,
    aralık kapılar bırakıyordu
    ve hep o;
    aralık kapılardan süzüldü
    o/nun ol tecellisi,
    her seferinde açık kalan o kapılardan…

    haylaz bir çocuk gibi,
    sak/lan/baç zamanı derdi;
    - çık ortaya…

    tebessümü ılık taze süt kokusu,
    yüzünde iki mürdüm eriği,
    elma yanağında yıldız izi;
    parıl parıl parıldaya koşardım ona,
    panayırda kardeşini bulmuş çocuk gibi,
    ah

    Cevap Yaz
  • Tuna Kıpçak
    Tuna Kıpçak

    mesai

    ve masalın minimal beklentisi…

    madem yoksun ve yoksunum artık,
    ki hani yine mayısın bu son haftası takvim yaprağında,
    kapatıyorum gözlerimi,
    bir düş daha;
    camdan bir doğum günü tabutu içinde,
    sensiz kokular burnumda tüterken,
    gardenya bahçesinde yedi cüceler,
    on dört gözbebeği ile,
    türlü renkte yaşlar içinde,
    ormanın derinliklerinden gelen,
    kaval sesini ve beni beklerken,
    yedi tepeli istanbul dahi utanıyor,
    yönsüzlüğümün şahitliğine
    ah

    ki içimden yedi kez tekrarlayamadan
    seni sevdiğimi,
    ellerimden kayıp gidiverdi şahitsiz hatıralarımız;

    at kendini raylarıma, sahipsiz şiirler taşırım sana,
    dizelere devrilen keder yüklü vagonlarla…

    ve seç göğün intihar meyilli bulutlarından birini,
    bileklerinden kırmızı yağmurlar yağsın,
    bizden uzak constantineye;
    mezar olsun bu kadim ah/



    seni gördükten sonra aylarca ağladım,
    nerelerdeydin diye gençliğim katledilirken,
    cibilliyetsiz ve şerefini yitirmiş
    bir yılan soyunun maktulü,
    gençliğimin baharı evet,

    sonra;
    silsilenle büyülendikçe, kurudu gözyaşlarım
    ve siy/ah gözlerinle ısındım,
    lisanının mahreçleriyle soludum,
    duygu durumuma iyi geldin,
    hoş geldin...

    aşk sürükledi beni sana
    ve sende kayboldum sevgili,
    ki lütfen bana
    bir daha kendimi buldurma ömrümce,
    yitmiş ve sana gitmiş bir iyi insan olarak,
    yaşat beni, ruhum ruhuna emanet olsun…

    ilk ayrılığımızın şarkısıydı,
    büyük adam, küçük aşk…
    ona da ayrılık denebilirse,
    sokakları yürüyen ben değildim,
    sokaklar, bende yürüyordu o terazi ikindisinde
    ve hiç, hiçlikle bile;
    kavuşmak kaygımız olmamıştı zaten,
    hasretindeyken…

    ve lüzumsuz itibara rağbet edilmeyen,
    iki kelâm susuzluğuna müsekkin,
    mesai aralarında,
    ah

    Cevap Yaz
  • Artoman Mariposa
    Artoman Mariposa

    gittiğim her ülkede, her şehirde, her yeni bir sokağın köşesini dönüşümde
    tekrar tekrar okumak üzere. okuyup da caddelere fısıldamak üzere..

    Cevap Yaz
  • Vezir Pehlevan
    Vezir Pehlevan


    ****EYY DOSTLAR YARENLER***

    Hür Cumhuriyet'te, Vücut bulalım
    Ya Muhammed deyip, hakka varalım
    Dört Kitapta Haktır, Himmet alalım
    Yaradan Aşkına, suhulet olsun
    Gönüller Barışla çağlasın dolsun
    Cümlenizin Bayramı kutlu olsun...
    -----OZAN ÇAKIROĞLU-----

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (44)