Aciz bir kul
İçimde anlatamadığım bir kavganın başındayım,
Sözlerim sert, yüreğim kendi yüküne mahkûm.
Zaman akıp gider, yetişemem ardına,
Mermer kesilmiş bedenim, içim viran bir harabe.
Düşüncelerim kirli, nefsim başımda cellat,
Binbir türlü nimetten,
Haramları kaybetmeye alıştık
Binbir türlü insandan,
Kötüleri kaybetmeye alıştık.
Şehitler yolunda,
Bedenimizi kaybetmeye alıştık
Bir uçurumun kenarında
Yanlızlık ve çaresizlik
Bağırıyorum - duyan yok,
Konuşuyorum - anlayan yok...
Suça sürüklenen duygularım
Elini çekmiş kalbimden
Bir meleğin sükûtudur sevmek;
Kendi ıssızlığında, dokunmadan...
Gözünün hiza aldığı ufka haram düşürmeden,
Bir aslan heybetiyle beklemektir kapısında.
Yusuf’un kuyuda taşıdığı o ilk sır gibi,
Bir gün değil, bir asır boyunca temiz sevmeli.
Bir gelin, bir damat
Pervasızca savruluyor sahnede.
Gözleri kör eden o şaşalı ışıklar,
Saçma sapan bir heves uğruna
Gözden çıkarılan o büyük servetler...
Kurulur mizan Hakk'ın huzurunda
Verilir hesap Hakk'ın karşısında
Cezasız kalmaz Hakk'ın mizanında
Tövbe faydasız Hakk'ın divanında
12.10.25
Yirmi beş yıl: Bir cesedin üzerinde tepinen atlar gibi geçti.
Ben ki, toprağın nabzını betonların arasında arayan adam,
Kendi sesimden ürkerek büyüttüm bu kavgayı.
Şimdi ellerim, bir şehrin trafosu kadar tehlikeli
Ve kalbim, bir mültecinin son ekmeği kadar sahipsizdir.
Sırtıma yüklendi bu hüznün ağırlığı,
Söndürmedi gece gözlerimdeki aydınlığı,
İçimde büyüttüm düşlerin dağınıklığı,
Varlığım Sana, yokluğum Sana.
Omuzlarında çakarların kiri,
Arkalarında yığınla gölge...
Girdikleri her kapıda bir kurum,
Bir kibir, bir gürültü patırtı.
Sanki dağları bunlar yarattı,
Bir çocuk düşün hayalleri var.
Hayalleriyle birlikte sevinçleri var.
Savaşın ortasında masum çığlıkları var.
Bir kelebek kadar ömürleri var.
Umut dolu yarınları var.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!