Yeni Kantolar’dan Mısralar Şiiri - Ahmet ...

Ahmet Ada
20 Mayıs 1947 - 19 Mart 2016
104

ŞİİR


25

TAKİPÇİ

Yeni Kantolar’dan Mısralar

“Ama onlar bir türlü anlamıyorlar
Hüznün de bir ölçü olduğunu”
…

“Kapısı çarpıp duran bağ evinde”
“Benden toprağa gitmekte olanı görüyorum”
…

Kayanın sümbülünü leylağını, çılgın aylarını
Mevsimlerin bırakıp gitti. Yeni oldu öleli.
…

Kimdi dünyayı güzelleştirmek isteyen
Durdurup parmaklarından akan zamanı
Geleceğe başlangıç çizgisi çeken?
…

Annelerinse kırgınlıklardan hüzne döndüğünü
Hüzün varsa yerleşen bir şey olduğunu
…

Bizi yılların acılarıyla bırakıp gittiler
Her gölgeye her ağaca ateş ettiler
…

Anılar kalır daracık sokaklarda
Girsen ara sokaklara öpersin
On yedi yaşının alnından
…

Konuşuruz bunları yani çocukluğu
Yani yaşlılığı, yıkım taşlarını, nedense
Bize sıkça uğrayan parsı anne
…

Acının yaşı yoktur, biliyorum
Çağımıza özgü acı kökü tattım
…

Türkçe sapak, dilim tutuk, sözcükler yırtık
Bekliyorum minibüsler getirmiyor sesini
Tıka basa dolu çarşılardan, ölü sulardan
…

Kenti bir orman yalnızlığı sardığında
Dünya içinde bir başka dünyayken insan,
…

Portakal ağaçlarının çiçekleri senin için
İçimde yıkılan kuleler, ormanlar bile
…

Elleri deniz bahçelerinde şamdanlardı
Görkemli bitkiler vardı iri gözlerinde
…

Geç mi kaldım geldim işte Kevser
İçimdeki hüzün anıtlarını yatıştırdım
Buğulanıp taşan göğü getirdim
…

Dolardı ruhuna yıldızlara baka baka
Dünya, gürültülü o koca orman
…

Ağaca bakarım seyretmek için kendimi
Tutkuya bürünmüş ağaç benim işte
Köklerim derinlerde ısıtır denizi
Yapraklarım yağmuru çağırır sürekli
…

Bu şiirde her dize kendi başına uçar
Uçmasını bilen fıskiyeler için deniz
Rüzgâr değişmelerin olgunluğunu getirir
…

Eşyanın düşey konumu yalnızlık ortamında
Eşyanın çiçek açan yalnızlığı için deniz
…

Acı verir güneşler sabahlar ikindiler
Suyun yüzeyi şimşeğin tadı ısırganın öpüşü
…

Dön dolaş yayıldım dört bir yana
Dünyamı şaşırdım Kevser. Ben turna, ben yonu,
…

Topluiğne başı olalım, nesnelerin uzantısı,
Vakit geldi, büyük olsun yalnızlığımız
…

Boşalan yağmurlarız, su kenarlarında saz
Birkaç kişiyiz Ayşe Celâl Veysel
Konuşurken hüzün anıtları devriliyor
…

Vakti mi sordunuz, vakit tamam
Dönelim kış bahçesine denizin
…

Yapraklarının altında deniz desem
Ağaç desem bir kara ağaç
Yürüyor içimde denize doğru
…

Pars gök rengini solduran güç
Gizliyor parçalanmış ağzını rüzgârdan
…

Sesini kokladım kokusunu gördüm
Akdeniz bu
…

Yaşlı bir denizci gibi
İçimde sürüp gidiyor denizin serüvenleri
…

Gitsem gelmesem çocukluğuma Kevser
Siyah beyaz bir kare çiçekleri sulayan annem
…

Üstümden dönü döne geçen turnalar
Da yok. Neye baksam nerede dursam
Düş gücüm kilitlenmiş ruhum çalınmış
Elimden alınmış taşların dinginliği de
…

Bir çiçeği bozguna uğratır, dönersin denize
Derine, en derine, yüzünde yüzlerce dalyan
…

Esmer bir çiçek çelik yelekleri deler
Ruhum buna bir anlam veremez
…

Bağırasım geliyor sesim yırtıcı kuş sesi
Kimse yaşamın anlamından söz etmiyor
…

Sarkıttığım kuyuyu. Görebilir miyim
Ne kaldıysa, ne kaldıysa çocukluktan
…

Kırılan bir zaman belki ânın ağırlığı
Baktıkça sıkıyor ruhumu kımıldayan gök
…

Bir hüzün salkımı
İki kaşın arasında
…

Silmeye çalışma çıkmıyor Kevser
Çocukluk lekelerini
…

Dipte, taa derinde uğultusu dalgaların
Bunalıyor derya içinde
…

Annem öleli bir yıl oldu, oturduğu kanepedeki
Boşluğu ver. Bu nobran bu pörsük dünya
Avlamadan beni çekip gitmeliyim
…

Bir şey söyleyecek değilim sana
Bugün kenti dolaşırsın ite ite bir çiçeği

Öylece akıp gidecek avuçlarımdan günler
Öylece yatacağım suların ağırlığı altında
…

Ne zaman can alıcı sözcüğü bulsam
Benim o kılıç yüzü kendine dönük kırılgan
Benim o bahçede sessizce dolaşan kaplan
…

Bu acı çekmiş gök, bu acı toprak
Bu hızlı hızlı büyüyen ot
Sulardan kurtulmuş bu yıldız
…

Düşünü kurdum yıkıntılardan doğacak kuşun
Düşünü kurdum denize açılan kapıların
Düşünü kurdum yıldızlı gecelerin
…

Sonra gider çocukları öldürülmüş annelere
oğul olurum
Ey Beyrut! Öğrenci çantaları, kırık oyuncaklar..
…

Kudüs’te çatılarda güvercinler olur
Yağmur yüzlü çocuklardır onlar
Terk edilmiş semtlere doğru uçarlar
…

Daha çok, göl uzakta kaldı,
‘Kimse kamış olmayı düşlemiyor göllerde’
…

Öyle derinlere küllerinden doğan sözcükler denizine
Gömün beni gömün beni taşın yüreğine
…

Ruhum kanıyor gelmeyeceğini bildiğimden,
Arka bahçeden Akdenizli çocukluğumun.
…

Bir Pars değil miyim kendi kendime ben?
…

Hiçbiri olmuyor ama, acısıyla kalıyorum
Bileklerini kesen genç kızın
Kim bilir nasıl da umarsız kalmış
Yok anlaşılan denize açılan kapısı

Ahmet Ada
Kayıt Tarihi : 11.03.2016 10:22:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!