Şâir var kalp ehli gizli abdâldır
Şâir var bayraktır bayrakta aldır
Şâir var Nasûhi yol ilmihaldir
Şâir var gıpta et sûfidir baldır
Şâir var öldür der ölümü öldür
Şâir var zevk sefa kendine kuldur
Şâir var her dâim dikene güldür
Şâir var gurura benliğe dildir
Şâir var hep veren hep veren eldir
Şâir var minâre kubbe hilâldir
Şâir var muhakkak daim mesûldür
Şâir var bir ömür samimi hâldir
Şâir var pek yalnız yokluğu boldur
Şâir var bey paşa ve ilm-i kâldır
Şâir var ölçü yok haddini bildir
Şâir var sû-izân pahası züldür
Şâir var ibret al kafanı kaldır
Şâir var cehennem odundur daldır
Şâir var git geldir haram helâldir
Şâir var bir ömür vakti zevaldir
Şâir var ye iç yat yediği yaldır
Şâir var gâyesiz günahkâr maldır
Şâir var hüsranda nefse hamaldır
Şâir var idrâk yok verimsiz çöldür
Şâir var hayvandır eşeğe naldır
Şâir var Serdengeç âşk arzuhâldir
Şâir var pek Necip ümmete çuldur
Şâir var Nazım’dır izmihlâldir
Şâir var hep devrim hep ihtilâldir
Şâir var sürekli emri ihlâldir
Şâir var gerçek yok ömrü hayâldir
Şâir var mahlûkat, ismini kaldır
Şâir var boş elek doldur ha doldur
Şâir var yetim der yetimi güldür
Şâir var ben gibi konuşan lâldır
Şâir var tanıma tepinen fildir
Şâir var şuûr yok derin mahfildir
Şâir var bir kıta bir ülke ildir
Şâir var Cahit’tir sürgün Cemal’dir
Şâir var hâl makam idrâk kemâldir
Şâir var soyunuk irfanda duldur
Şâir var teslim der teslim makbuldür
Şâir var gelenek töre usuldür
Şâir var şüphesiz fikri asildir
Şâir var tefekkür fasıl fasıldır
Şâir var önünde hürmetle eğil
Şâir var Sembene Ousmane bil
Şâir var yüreği dağ gibi oğul
Şâir var onurla yad eyle doğrul
Şâir var eşref-i mahlûkat değil
Şâir var tek derdi sorgu suâldir
Şâir var beş vakit önde evveldir
Şâir var Bin Sabit belki Bilâl’dır
Şâir var Mevlâna, Âkif, İkbâl’dır
Şâir var istiklâl ve istikbâldir
Kayıt Tarihi : 24.12.2012 11:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Kelamın Mesuliyeti Uzun yıllar önce kaleme aldığım bu manzume, esasen insanlık âleminin ve hususiyle sanat ile kelam yükünü omuzlayan şairlerin hakikat, ahlak, tefekkür ve toplumsal sorumluluk karşısındaki duruşunu gözler önüne seren bir ayna niteliğindedir. Tek bir kalıba sığmayan şairlik müessesesini, hakikate ram olmuş kâmil insanlardan nefsine köle kalmış gafil ruhlara kadar geniş bir yelpazede ele aldım. Kelamın gücünü sırtlanan bir sanatkârın ya bir bayrak gibi milleti arkasından sürükleyeceğini ya da kendi iç dünyasındaki gurur ve ihtiraslara yenik düşerek heba olacağını vurguluyor mısralar. Şiir boyunca çizdiğim portrelerde, bir yanda medeniyetimizin, istiklalimizin ve irfanımızın mimarı olan abide şahsiyetler yer almaktadır. Mevlâna, Mehmet Âkif ve Muhammed İkbâl gibi isimler, kelamını aşka ve ümmetin dirilişine adamış hakikat erenlerini temsil ederken; Hassan bin Sâbit ve Bilâl-i Habeşî hissiyle yazanlar adalet ve iman davasına hizmet eden kutlu seslerdir. Necip Fazıl ve Osman Yüksel Serdengeçti çizgisi çileyi göze almış dava adamlığını; Cahit Sıtkı ve Cemal Süreya hüznün ve sürgünün derinliğini, Nazım Hikmet ise başkaldırı ve devrinin rüzgârını sembolize eder. Sembene Ousmane örneğinde olduğu gibi sanatını mazlumların feryadı kılan anlayış da bu geniş insani ve fikri yelpazenin kopmaz bir parçasıdır. Diğer taraftan, sanatını sadece dünyevi zevklere, bencilliğe ve kibre alet eden menfi şair güruhu; irfandan yoksun, idraksiz ve topluma bir hayrı dokunmayan yapısıyla boş bir elekten, verimsiz bir çölden farksızdır. Kelamın ve şairliğin taşıdığı bu ağır mesuliyet karşısında ben de kendi acziyetimi "Şâir var ben gibi konuşan lâldır" diyerek dile getiriyor, hakikatin azameti karşısında bazen susmanın erdem ve haddimi bilmek olduğunu kabul ediyorum. Nihayetinde şairlik, kuru bir laf kalabalığı değil; tefekkür, haysiyet, istiklal ve istikbal davasıdır. Vesselam.




TÜM YORUMLAR (1)