Kültür Sanat Edebiyat Şiir

seyid sizce ne demek, seyid size neyi çağrıştırıyor?

seyid terimi Metın Peker tarafından tarihinde eklendi

  • Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi
    Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi



    Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi'nin Hayatı ve İlmi Mirası

    Anadolu medrese geleneğinin sarsılmaz sütunlarından ve manevi önderlerinden biri olan Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi, kökleri Ehl-i Beyt’e dayanan asil bir soydan neşet etmiştir. Hz. Ali ve Hz. Hasan (r.a.) silsilesinden gelerek Abdülkadir Geylani Hazretleri'nin torunları arasında yer alan Kösewi, ismindeki "Seyyid" ve "Şerif" unvanlarıyla bu kutlu mirası hem soyunda hem de ahlakında taşımıştır.

    İlim Yolculuğu ve Tahsili
    Hayatını ilme ve hakikati aramaya vakfeden Molla Ali Kösewi’nin tahsil süreci, meşakkatli ve bereketli bir yolculuktur. İslami ilimlerin temelini ve inceliklerini Diyarbakır, Elazığ, Bingöl, Erzurum ve Halep gibi ilim merkezlerindeki medreselerde öğrenmiştir. Zahiri ilimlerdeki bu derin arayışını, dönemin en yüksek eğitim kurumu kabul edilen Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nde taçlandırmıştır. Eğitiminin son üç-dört yılını burada tamamlayarak büyük müderrislik icazetini almış ve devrinin en yetkin âlimlerinden biri olarak memleketine dönmüştür.

    Muş Yılları ve Höcre-i Tedrisat
    İlmi icazetini aldıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu döneminde Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Seçme Köyü, Saliha Mezrası'na yerleşerek burayı bir irfan merkezi haline getirmiştir. Kurduğu "Höcre-i Tedrisat" isimli büyük medrese, sayısız talebenin yetiştiği, fıkıh, tefsir, hadis ve alet ilimlerinin okutulduğu bir ilim yuvası olmuştur.

    O, yalnızca rahle başında ders veren bir müderris değil; aynı zamanda cemiyetin yaralarını saran bir kanaat önderidir. Yaşadığı dönemde bölgeyi kasıp kavuran hırsızlık, gasp, kan davaları ve cehalet gibi büyük toplumsal felaketlerin önüne geçmiş, ilmi ağırlığı ve sarsılmaz adaletiyle yöreye barış ve sükûnet getirmiştir. İnsanlara ahlakı, doğruluğu ve vicdanı aşılayarak toplumsal bir dirilişin mimarı olmuştur.

    Tasavvufi Yönü ve Manevi Mirası
    Zahiri ilimlerdeki müstesna yerinin yanı sıra batıni ilimlerde de zirveyi temsil eden Molla Ali Kösewi, hem Kadiri hem de Nakşibendi tarikatlarının mürşidi olarak kalplere rehberlik etmiştir. İlim ve tasavvufu şahsında birleştiren bu büyük zat, aynı zamanda Salihi Tekkesi’nin postnişini olan Şeyh Said Salihi Efendi'nin de babasıdır. Bu yönüyle, geride sadece medrese talebeleri değil, irşad geleneğini sürdürecek hayırlı bir nesil de bırakmıştır.

    Vefatı
    Ömrünü insanlığın ıslahına, ilme ve talebe yetiştirmeye adayan Molla Ali Kösewi’nin Muş'ta kurduğu Höcre-i Tedrisat, ne yazık ki Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki karanlık işgal günlerinde işgalci kuvvetler tarafından yakılarak tahrip edilmiştir. Ancak onun ektiği ilim ve irfan tohumları, Anadolu'nun dört bir yanına yayılarak yaşamaya devam etmiştir. Büyük Müderris'in fani bedeni, günümüzde Elazığ'ın Palu ilçesinde medfun olup, kabri manevi bir ziyaretgâh olarak varlığını sürdürmektedir.

  • Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi
    Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi



    Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi'nin Hayatı ve İlmi Mirası

    Anadolu medrese geleneğinin sarsılmaz sütunlarından ve manevi önderlerinden biri olan Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi, kökleri Ehl-i Beyt’e dayanan asil bir soydan neşet etmiştir. Hz. Ali ve Hz. Hasan (r.a.) silsilesinden gelerek Abdülkadir Geylani Hazretleri'nin torunları arasında yer alan Kösewi, ismindeki "Seyyid" ve "Şerif" unvanlarıyla bu kutlu mirası hem soyunda hem de ahlakında taşımıştır.

    İlim Yolculuğu ve Tahsili
    Hayatını ilme ve hakikati aramaya vakfeden Molla Ali Kösewi’nin tahsil süreci, meşakkatli ve bereketli bir yolculuktur. İslami ilimlerin temelini ve inceliklerini Diyarbakır, Elazığ, Bingöl, Erzurum ve Halep gibi ilim merkezlerindeki medreselerde öğrenmiştir. Zahiri ilimlerdeki bu derin arayışını, dönemin en yüksek eğitim kurumu kabul edilen Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nde taçlandırmıştır. Eğitiminin son üç-dört yılını burada tamamlayarak büyük müderrislik icazetini almış ve devrinin en yetkin âlimlerinden biri olarak memleketine dönmüştür.

    Muş Yılları ve Höcre-i Tedrisat
    İlmi icazetini aldıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu döneminde Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Seçme Köyü, Saliha Mezrası'na yerleşerek burayı bir irfan merkezi haline getirmiştir. Kurduğu "Höcre-i Tedrisat" isimli büyük medrese, sayısız talebenin yetiştiği, fıkıh, tefsir, hadis ve alet ilimlerinin okutulduğu bir ilim yuvası olmuştur.

    O, yalnızca rahle başında ders veren bir müderris değil; aynı zamanda cemiyetin yaralarını saran bir kanaat önderidir. Yaşadığı dönemde bölgeyi kasıp kavuran hırsızlık, gasp, kan davaları ve cehalet gibi büyük toplumsal felaketlerin önüne geçmiş, ilmi ağırlığı ve sarsılmaz adaletiyle yöreye barış ve sükûnet getirmiştir. İnsanlara ahlakı, doğruluğu ve vicdanı aşılayarak toplumsal bir dirilişin mimarı olmuştur.

    Tasavvufi Yönü ve Manevi Mirası
    Zahiri ilimlerdeki müstesna yerinin yanı sıra batıni ilimlerde de zirveyi temsil eden Molla Ali Kösewi, hem Kadiri hem de Nakşibendi tarikatlarının mürşidi olarak kalplere rehberlik etmiştir. İlim ve tasavvufu şahsında birleştiren bu büyük zat, aynı zamanda Salihi Tekkesi’nin postnişini olan Şeyh Said Salihi Efendi'nin de babasıdır. Bu yönüyle, geride sadece medrese talebeleri değil, irşad geleneğini sürdürecek hayırlı bir nesil de bırakmıştır.

    Vefatı
    Ömrünü insanlığın ıslahına, ilme ve talebe yetiştirmeye adayan Molla Ali Kösewi’nin Muş'ta kurduğu Höcre-i Tedrisat, ne yazık ki Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki karanlık işgal günlerinde işgalci kuvvetler tarafından yakılarak tahrip edilmiştir. Ancak onun ektiği ilim ve irfan tohumları, Anadolu'nun dört bir yanına yayılarak yaşamaya devam etmiştir. Büyük Müderris'in fani bedeni, günümüzde Elazığ'ın Palu ilçesinde medfun olup, kabri manevi bir ziyaretgâh olarak varlığını sürdürmektedir.

  • Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi
    Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi



    Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi'nin Hayatı ve İlmi Mirası

    Anadolu medrese geleneğinin sarsılmaz sütunlarından ve manevi önderlerinden biri olan Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi, kökleri Ehl-i Beyt’e dayanan asil bir soydan neşet etmiştir. Hz. Ali ve Hz. Hasan (r.a.) silsilesinden gelerek Abdülkadir Geylani Hazretleri'nin torunları arasında yer alan Kösewi, ismindeki "Seyyid" ve "Şerif" unvanlarıyla bu kutlu mirası hem soyunda hem de ahlakında taşımıştır.

    İlim Yolculuğu ve Tahsili
    Hayatını ilme ve hakikati aramaya vakfeden Molla Ali Kösewi’nin tahsil süreci, meşakkatli ve bereketli bir yolculuktur. İslami ilimlerin temelini ve inceliklerini Diyarbakır, Elazığ, Bingöl, Erzurum ve Halep gibi ilim merkezlerindeki medreselerde öğrenmiştir. Zahiri ilimlerdeki bu derin arayışını, dönemin en yüksek eğitim kurumu kabul edilen Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nde taçlandırmıştır. Eğitiminin son üç-dört yılını burada tamamlayarak büyük müderrislik icazetini almış ve devrinin en yetkin âlimlerinden biri olarak memleketine dönmüştür.

    Muş Yılları ve Höcre-i Tedrisat
    İlmi icazetini aldıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu döneminde Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Seçme Köyü, Saliha Mezrası'na yerleşerek burayı bir irfan merkezi haline getirmiştir. Kurduğu "Höcre-i Tedrisat" isimli büyük medrese, sayısız talebenin yetiştiği, fıkıh, tefsir, hadis ve alet ilimlerinin okutulduğu bir ilim yuvası olmuştur.

    O, yalnızca rahle başında ders veren bir müderris değil; aynı zamanda cemiyetin yaralarını saran bir kanaat önderidir. Yaşadığı dönemde bölgeyi kasıp kavuran hırsızlık, gasp, kan davaları ve cehalet gibi büyük toplumsal felaketlerin önüne geçmiş, ilmi ağırlığı ve sarsılmaz adaletiyle yöreye barış ve sükûnet getirmiştir. İnsanlara ahlakı, doğruluğu ve vicdanı aşılayarak toplumsal bir dirilişin mimarı olmuştur.

    Tasavvufi Yönü ve Manevi Mirası
    Zahiri ilimlerdeki müstesna yerinin yanı sıra batıni ilimlerde de zirveyi temsil eden Molla Ali Kösewi, hem Kadiri hem de Nakşibendi tarikatlarının mürşidi olarak kalplere rehberlik etmiştir. İlim ve tasavvufu şahsında birleştiren bu büyük zat, aynı zamanda Salihi Tekkesi’nin postnişini olan Şeyh Said Salihi Efendi'nin de babasıdır. Bu yönüyle, geride sadece medrese talebeleri değil, irşad geleneğini sürdürecek hayırlı bir nesil de bırakmıştır.

    Vefatı
    Ömrünü insanlığın ıslahına, ilme ve talebe yetiştirmeye adayan Molla Ali Kösewi’nin Muş'ta kurduğu Höcre-i Tedrisat, ne yazık ki Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki karanlık işgal günlerinde işgalci kuvvetler tarafından yakılarak tahrip edilmiştir. Ancak onun ektiği ilim ve irfan tohumları, Anadolu'nun dört bir yanına yayılarak yaşamaya devam etmiştir. Büyük Müderris'in fani bedeni, günümüzde Elazığ'ın Palu ilçesinde medfun olup, kabri manevi bir ziyaretgâh olarak varlığını sürdürmektedir.

  • Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi
    Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi



    Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi'nin Hayatı ve İlmi Mirası

    Anadolu medrese geleneğinin sarsılmaz sütunlarından ve manevi önderlerinden biri olan Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi, kökleri Ehl-i Beyt’e dayanan asil bir soydan neşet etmiştir. Hz. Ali ve Hz. Hasan (r.a.) silsilesinden gelerek Abdülkadir Geylani Hazretleri'nin torunları arasında yer alan Kösewi, ismindeki "Seyyid" ve "Şerif" unvanlarıyla bu kutlu mirası hem soyunda hem de ahlakında taşımıştır.

    İlim Yolculuğu ve Tahsili
    Hayatını ilme ve hakikati aramaya vakfeden Molla Ali Kösewi’nin tahsil süreci, meşakkatli ve bereketli bir yolculuktur. İslami ilimlerin temelini ve inceliklerini Diyarbakır, Elazığ, Bingöl, Erzurum ve Halep gibi ilim merkezlerindeki medreselerde öğrenmiştir. Zahiri ilimlerdeki bu derin arayışını, dönemin en yüksek eğitim kurumu kabul edilen Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nde taçlandırmıştır. Eğitiminin son üç-dört yılını burada tamamlayarak büyük müderrislik icazetini almış ve devrinin en yetkin âlimlerinden biri olarak memleketine dönmüştür.

    Muş Yılları ve Höcre-i Tedrisat
    İlmi icazetini aldıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu döneminde Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Seçme Köyü, Saliha Mezrası'na yerleşerek burayı bir irfan merkezi haline getirmiştir. Kurduğu "Höcre-i Tedrisat" isimli büyük medrese, sayısız talebenin yetiştiği, fıkıh, tefsir, hadis ve alet ilimlerinin okutulduğu bir ilim yuvası olmuştur.

    O, yalnızca rahle başında ders veren bir müderris değil; aynı zamanda cemiyetin yaralarını saran bir kanaat önderidir. Yaşadığı dönemde bölgeyi kasıp kavuran hırsızlık, gasp, kan davaları ve cehalet gibi büyük toplumsal felaketlerin önüne geçmiş, ilmi ağırlığı ve sarsılmaz adaletiyle yöreye barış ve sükûnet getirmiştir. İnsanlara ahlakı, doğruluğu ve vicdanı aşılayarak toplumsal bir dirilişin mimarı olmuştur.

    Tasavvufi Yönü ve Manevi Mirası
    Zahiri ilimlerdeki müstesna yerinin yanı sıra batıni ilimlerde de zirveyi temsil eden Molla Ali Kösewi, hem Kadiri hem de Nakşibendi tarikatlarının mürşidi olarak kalplere rehberlik etmiştir. İlim ve tasavvufu şahsında birleştiren bu büyük zat, aynı zamanda Salihi Tekkesi’nin postnişini olan Şeyh Said Salihi Efendi'nin de babasıdır. Bu yönüyle, geride sadece medrese talebeleri değil, irşad geleneğini sürdürecek hayırlı bir nesil de bırakmıştır.

    Vefatı
    Ömrünü insanlığın ıslahına, ilme ve talebe yetiştirmeye adayan Molla Ali Kösewi’nin Muş'ta kurduğu Höcre-i Tedrisat, ne yazık ki Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki karanlık işgal günlerinde işgalci kuvvetler tarafından yakılarak tahrip edilmiştir. Ancak onun ektiği ilim ve irfan tohumları, Anadolu'nun dört bir yanına yayılarak yaşamaya devam etmiştir. Büyük Müderris'in fani bedeni, günümüzde Elazığ'ın Palu ilçesinde medfun olup, kabri manevi bir ziyaretgâh olarak varlığını sürdürmektedir.

  • Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi
    Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi



    Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi'nin Hayatı ve İlmi Mirası

    Anadolu medrese geleneğinin sarsılmaz sütunlarından ve manevi önderlerinden biri olan Büyük Müderris Seyyid Şerif Molla Ali Kösewi, kökleri Ehl-i Beyt’e dayanan asil bir soydan neşet etmiştir. Hz. Ali ve Hz. Hasan (r.a.) silsilesinden gelerek Abdülkadir Geylani Hazretleri'nin torunları arasında yer alan Kösewi, ismindeki "Seyyid" ve "Şerif" unvanlarıyla bu kutlu mirası hem soyunda hem de ahlakında taşımıştır.

    İlim Yolculuğu ve Tahsili
    Hayatını ilme ve hakikati aramaya vakfeden Molla Ali Kösewi’nin tahsil süreci, meşakkatli ve bereketli bir yolculuktur. İslami ilimlerin temelini ve inceliklerini Diyarbakır, Elazığ, Bingöl, Erzurum ve Halep gibi ilim merkezlerindeki medreselerde öğrenmiştir. Zahiri ilimlerdeki bu derin arayışını, dönemin en yüksek eğitim kurumu kabul edilen Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nde taçlandırmıştır. Eğitiminin son üç-dört yılını burada tamamlayarak büyük müderrislik icazetini almış ve devrinin en yetkin âlimlerinden biri olarak memleketine dönmüştür.

    Muş Yılları ve Höcre-i Tedrisat
    İlmi icazetini aldıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu döneminde Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Seçme Köyü, Saliha Mezrası'na yerleşerek burayı bir irfan merkezi haline getirmiştir. Kurduğu "Höcre-i Tedrisat" isimli büyük medrese, sayısız talebenin yetiştiği, fıkıh, tefsir, hadis ve alet ilimlerinin okutulduğu bir ilim yuvası olmuştur.

    O, yalnızca rahle başında ders veren bir müderris değil; aynı zamanda cemiyetin yaralarını saran bir kanaat önderidir. Yaşadığı dönemde bölgeyi kasıp kavuran hırsızlık, gasp, kan davaları ve cehalet gibi büyük toplumsal felaketlerin önüne geçmiş, ilmi ağırlığı ve sarsılmaz adaletiyle yöreye barış ve sükûnet getirmiştir. İnsanlara ahlakı, doğruluğu ve vicdanı aşılayarak toplumsal bir dirilişin mimarı olmuştur.

    Tasavvufi Yönü ve Manevi Mirası
    Zahiri ilimlerdeki müstesna yerinin yanı sıra batıni ilimlerde de zirveyi temsil eden Molla Ali Kösewi, hem Kadiri hem de Nakşibendi tarikatlarının mürşidi olarak kalplere rehberlik etmiştir. İlim ve tasavvufu şahsında birleştiren bu büyük zat, aynı zamanda Salihi Tekkesi’nin postnişini olan Şeyh Said Salihi Efendi'nin de babasıdır. Bu yönüyle, geride sadece medrese talebeleri değil, irşad geleneğini sürdürecek hayırlı bir nesil de bırakmıştır.

    Vefatı
    Ömrünü insanlığın ıslahına, ilme ve talebe yetiştirmeye adayan Molla Ali Kösewi’nin Muş'ta kurduğu Höcre-i Tedrisat, ne yazık ki Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki karanlık işgal günlerinde işgalci kuvvetler tarafından yakılarak tahrip edilmiştir. Ancak onun ektiği ilim ve irfan tohumları, Anadolu'nun dört bir yanına yayılarak yaşamaya devam etmiştir. Büyük Müderris'in fani bedeni, günümüzde Elazığ'ın Palu ilçesinde medfun olup, kabri manevi bir ziyaretgâh olarak varlığını sürdürmektedir.

  • Hoca Muşlu
    Hoca Muşlu

    Seyyyid Hazreti Hasan ve Hazreti Huseyin soyundan gelenlere denir. Bazı yerlerde Hz Hasan soyundan gelenlere Şerif denir Hz Hüseyin soyundan gelenlerede Seyyid denir.
    Doğu Anadolu Bölgesinde Medreselerde Muderris olarak Eğitimlerde bulunan Büyük Müderris Seyyid (şerif) Molla Ali Kösewi Osmanlı zamanında Muş Şehrinin Bulanık ilçesine bağlı Seçme Köyü Saliha Mezrasına gelir burda Höcrei Tedrrissat isimli bir Medrese kurar. Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Torunlarından olan Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi bu Medresede çok sayida Alim yetiştirmiştir. Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi bu bölgede yaygın olan Hırsızlık, Gasp, Soygun ve Kan davalarını önlemiştir. Yine bu bölgede yaşayan yuz binlerce (100 000) Ezidi ve diğer Gayri Müslimlerin Müslüman olmalarına vesile olmuştur. Nakşibendi ve Kadiri Tarikatinin Şeyhlerinden olan Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi Tahsilini Diyarbakır, Elazığ, Bingöl ve Erzurum çevrelerindeki Medreselerde yapmıştır. Eğitiminin son üç yıllını veya Dört yıllını Bağdat Nizamiye Medresesinde okumuş Eğitimini tamamlamıştır. Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi Salihi Tekkesinin Şeyhi olan Şeyh Said Salihi Efendi nin Babasıdır. Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi nin Kabri palu ilçesindedir.

  • Hoca Muşlu
    Hoca Muşlu

    Seyyyid Hazreti Hasan ve Hazreti Huseyin soyundan gelenlere denir. Bazı yerlerde Hz Hasan soyundan gelenlere Şerif denir Hz Hüseyin soyundan gelenlerede Seyyid denir.
    Doğu Anadolu Bölgesinde Medreselerde Muderris olarak Eğitimlerde bulunan Büyük Müderris Seyyid (şerif) Molla Ali Kösewi Osmanlı zamanında Muş Şehrinin Bulanık ilçesine bağlı Seçme Köyü Saliha Mezrasına gelir burda Höcrei Tedrrissat isimli bir Medrese kurar. Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Torunlarından olan Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi bu Medresede çok sayida Alim yetiştirmiştir. Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi bu bölgede yaygın olan Hırsızlık, Gasp, Soygun ve Kan davalarını önlemiştir. Yine bu bölgede yaşayan yuz binlerce (100 000) Ezidi ve diğer Gayri Müslimlerin Müslüman olmalarına vesile olmuştur. Nakşibendi ve Kadiri Tarikatinin Şeyhlerinden olan Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi Tahsilini Diyarbakır, Elazığ, Bingöl ve Erzurum çevrelerindeki Medreselerde yapmıştır. Eğitiminin son üç yıllını veya Dört yıllını Bağdat Nizamiye Medresesinde okumuş Eğitimini tamamlamıştır. Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi Salihi Tekkesinin Şeyhi olan Şeyh Said Salihi Efendi nin Babasıdır. Büyük Müderris Seyyid Molla Ali Kösewi nin Kabri palu ilçesindedir.

  • selçuk köroglu
    selçuk köroglu

    seyyid ne demek ü

  • Osmanlim Osmanlim
    Osmanlim Osmanlim

    Galiba SEYYID diye yazilacakti yalnis olmus.
    SEYYID= Hz. Hüseyin'in soyundan gelenler..Efendi,saygin,deger kisi...

  • Erdal Yüzükaşı
    Erdal Yüzükaşı

    Ehl-i Beyt, Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin ailesi ve evlâtlarıdır. Müminlerin anneleri, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm) , Ehl-i Beytin şerefli ferdleridir.(Râzî, Tefsir-i Kebir, XXV, 181)

    Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şerefli nesebi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vasıtasıyla devam ettiği için, onların kıyamete kadar gelecek olan evlâtları da Ehl-i Beytin birer parçasıdır Onları sevmek her mü� minin vazifesidir. Bu sevgi çok şerefli ve gereklidir. Kalbinde azıcık Ehl-i Beyt sevgisi bulunmayan kimse, Hz. Rasûlullahın sevgisinde yalancıdır.
    Âlimlerin ekseriyetine göre Ehl-i Beyt, Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şerefli aileleri, kızı Hz. Fâtıma, damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm) ve kıyamete kadar oların sulbünden gelen zürriyetleridir. Yani Hz. Hüseyinin torunları olan seyitler ve Hz. Hasanın torunları olan şerifler Ehl-i Beytin günümüzdeki şerefli mensuplarıdır. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şerefli nesli, kıyamete kadar hiç kesilmeyecektir.

    Hz. Hüseyinin (r.a) oğlu Ali Zeynelâbidîn (rah) , babası Hz. Hüseyinin şehid edilmesinden sonra, Şamlılar tarafından esir edilerek Dımeşka getirildi. Onu böyle gören zalim bir Şamlı: Sizin kökünüzü kazıyan ve fitnenin başını kesen Allaha hamdolsun! diye, güya onların fitne başı olduğunu ima etmeye çalıştı. Zeynelâbidîn (rah) , adama,

    Sen Kuranı okudun mu? diye sordu, adam,

    Evet, okudum dedi. Zeynelâbidîn (rah) ,

    Sen, Allah Teâlânın,Resûlüm, onlara de ki: Ben bu davetime karşılık olarak sizden bir karşılık ve ücret beklemiyorum; sadece yakınlarıma sevgi göstermenizi istiyorum(Şûrâ/23)
    âyetini okumadın mı? diye sordu. Adam,

    Bu ayette sevilmesi emredilen yakınlar siz misiniz? diye sorunca, İmam, Evet, onlar biziz dedi.

    Bir gün İmam Azâm (rah) hocası İmam Cafer es-Sadık hazretlerinden ilim ve hadis dinlemeye gelmişti. Hocası elinde bir asa ile çıkageldi. İmam Azam (rah) , Ey Rasûlullahın evlâdı, siz henüz asaya ihtiyaç duyacak bir yaşta değilsiniz dedi. Cafer es-Sâdık (rah) ,

    Evet dediğin gibidir, fakat bu elimdeki asa Hz. Rasûlullahın asasıdır; onu bereket için yanımda taşıyorum dedi. İmam Azam (rah) , hemen ileri atılıp bastona sarıldı ve, Ey Rasûlullahın evlâdı, müsaade buyurun, onu öpeyim dedi. Cafer es-Sâdık (rah) hemen kolunu açtı ve İmam Azama göstererek:

    Vallahi sen bilirsin ki bu ten Hz. Peygamberin hücrelerini taşıyan bir tendir ve şu gördüğün kıllar da onun kılındandır. Onu öpmüyorsun da asayı öpmek istiyorsun! dedi. Bununla, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyinin zürriyetinin Hz. Peygamberin (s.a.v) bir parçası olduklarını hatırla
    Netice olarak seyid leri sevmek peygamber sevgisinden gelir.Bizler nasılki değer verdiğimiz insanların çoluk ve çocuklarını onların hatrına seviyorsak ehlibeyiti yani seyidleride sevmemizlazım.......

  • Erdal Yüzükaşı
    Erdal Yüzükaşı

    Ehl-i Beyt, Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin ailesi ve evlâtlarıdır. Müminlerin anneleri, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm) , Ehl-i Beytin şerefli ferdleridir.(Râzî, Tefsir-i Kebir, XXV, 181)

    Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şerefli nesebi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vasıtasıyla devam ettiği için, onların kıyamete kadar gelecek olan evlâtları da Ehl-i Beytin birer parçasıdır Onları sevmek her mü� minin vazifesidir. Bu sevgi çok şerefli ve gereklidir. Kalbinde azıcık Ehl-i Beyt sevgisi bulunmayan kimse, Hz. Rasûlullahın sevgisinde yalancıdır.
    Âlimlerin ekseriyetine göre Ehl-i Beyt, Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şerefli aileleri, kızı Hz. Fâtıma, damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm) ve kıyamete kadar oların sulbünden gelen zürriyetleridir. Yani Hz. Hüseyinin torunları olan seyitler ve Hz. Hasanın torunları olan şerifler Ehl-i Beytin günümüzdeki şerefli mensuplarıdır. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şerefli nesli, kıyamete kadar hiç kesilmeyecektir.

    Hz. Hüseyinin (r.a) oğlu Ali Zeynelâbidîn (rah) , babası Hz. Hüseyinin şehid edilmesinden sonra, Şamlılar tarafından esir edilerek Dımeşka getirildi. Onu böyle gören zalim bir Şamlı: Sizin kökünüzü kazıyan ve fitnenin başını kesen Allaha hamdolsun! diye, güya onların fitne başı olduğunu ima etmeye çalıştı. Zeynelâbidîn (rah) , adama,

    Sen Kuranı okudun mu? diye sordu, adam,

    Evet, okudum dedi. Zeynelâbidîn (rah) ,

    Sen, Allah Teâlânın,Resûlüm, onlara de ki: Ben bu davetime karşılık olarak sizden bir karşılık ve ücret beklemiyorum; sadece yakınlarıma sevgi göstermenizi istiyorum(Şûrâ/23)
    âyetini okumadın mı? diye sordu. Adam,

    Bu ayette sevilmesi emredilen yakınlar siz misiniz? diye sorunca, İmam, Evet, onlar biziz dedi.

    Bir gün İmam Azâm (rah) hocası İmam Cafer es-Sadık hazretlerinden ilim ve hadis dinlemeye gelmişti. Hocası elinde bir asa ile çıkageldi. İmam Azam (rah) , Ey Rasûlullahın evlâdı, siz henüz asaya ihtiyaç duyacak bir yaşta değilsiniz dedi. Cafer es-Sâdık (rah) ,

    Evet dediğin gibidir, fakat bu elimdeki asa Hz. Rasûlullahın asasıdır; onu bereket için yanımda taşıyorum dedi. İmam Azam (rah) , hemen ileri atılıp bastona sarıldı ve, Ey Rasûlullahın evlâdı, müsaade buyurun, onu öpeyim dedi. Cafer es-Sâdık (rah) hemen kolunu açtı ve İmam Azama göstererek:

    Vallahi sen bilirsin ki bu ten Hz. Peygamberin hücrelerini taşıyan bir tendir ve şu gördüğün kıllar da onun kılındandır. Onu öpmüyorsun da asayı öpmek istiyorsun! dedi. Bununla, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyinin zürriyetinin Hz. Peygamberin (s.a.v) bir parçası olduklarını hatırla
    Netice olarak seyid leri sevmek peygamber sevgisinden gelir.Bizler nasılki değer verdiğimiz insanların çoluk ve çocuklarını onların hatrına seviyorsak ehlibeyiti yani seyidleride sevmemizlazım.......

  • Audra Laisve
    Audra Laisve

    Seyid nedir bana biri bir anlatsın lütfen, yabancıyım,forumda kayboldum.saygılarla

  • Alperen Musa
    Alperen Musa

    1. Efendi.
    Genç olarak Cennet'e girenlerin Seyyidi Hasen ve Hüseyin'dir.' (Hadîs-i şerîf-Üsüd-ül-Gâbe)
    2. Hazret-i Hüseyin'in neslinden (soyundan) gelenler.
    Seyyidlerin bulunduğu bir memlekette ben oturamam. Zîrâ Resûlullah'a sallallahü aleyhi ve sellem bağlı bir nesebden (soydan) gelmenin şerefini taşıyanlara lâyık oldukları tâzimi (hürmeti) gösterememekten korkuyorum. (Ubeydullah-ı Ahrâr)
    Seyyidler, İmâm-ı Hasen'in torunları olan şerîflerden daha üstündür. Osmanlı Devleti zamânında Haleb'de seyyidlere ve şerîflere mahsûs bir mahkeme vardı. Bütün evlâdları orada kayıtlı olup, yalancılar seyyidlik iddiâ edemezdi. Seyyidlerin kıymeti bil inmeli, hürmette ve hizmette kusûr edilmemelidir. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

  • Sinanulu
    Sinanulu

    peygamber efendimizin soyundan gelenler