çöpe atan dost olsun tek, ona yazılmış çileli dizeleri, ki çilem; çilemizdi bilirsin,
kürtaj artığı bir bebeğin, cami avlusuna bırakılması anında, anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi, çilemiz…
gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi, yatağa düşüren bir dermansız dert gibi, pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi, bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi, çilemiz,
kaç kez; kaynar sular indi tepemizden, vedalarda kaç kez… son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte, ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden, kulağımıza fısıldanan oldu, /artık yine kendinlesin/
madem gittiğin yere çağırmıyorsun beni, ötelerdeki menziline madem, yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha, anmaz oldunsa adımı ve, ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini, okuyup üflemiyorsan artık içine, iç sesinle; içinden geçen cankurtaranın sesini de duymuyorsun demektir, çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden, ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben, gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,
ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım, elektronik mektup zarfları, dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik, inanıyorum ki; hasretle yüreğim her sızladıkça, bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız, bugün yarın sımsıcak…
değil mi ki, yalnızca sonsuza susuzdur bu, lebkuchen aşk… ah
Başka hayatlar dünyanın içinde gezinip tadını çıkarırken ben hem ayağımı kanatan taşları yollarımdan temizlemekle hem de kanayan ayaklarımın pansumanını sürekli değiştirmekle meşguldüm
« binalar, sütunların değil, manevi yapıların üzerinde ayakta dururlar, devasal aynalar gibi. bunlar, sakinlerinin düşüncelerini, duygularını yansıtırlar ama farkları kırılmazlar, yıkılmazlar. »
Şimdi yazmam gereken şeyler, üstünü karalamam gereken yazılar var! Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana görmezden geliyordum. Ve... Bilsinler ardında bıraktığım kırıntılarımın pişmanlığıma sadaka olduğunu, demli acılarımı limanda boğmaya gidiyordum. Bundan böyle boğulmak yerine limanda güneşlenmeyi seçerek...
« binalar, sütunların değil, manevi yapıların üzerinde ayakta dururlar, devasal aynalar gibi. bunlar, sakinlerinin düşüncelerini, duygularını yansıtırlar ama farkları kırılmazlar, yıkılmazlar. »
Şimdi yazmam gereken şeyler, üstünü karalamam gereken yazılar var! Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana görmezden geliyordum. Ve... Bilsinler ardında bıraktığım kırıntılarımın pişmanlığıma sadaka olduğunu, demli acılarımı limanda boğmaya gidiyordum. Bundan böyle boğulmak yerine limanda güneşlenmeyi seçerek...
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
Ne vakit orkideli şehirler yorsa insanı, arka kapıdan çocukluğuna kavuşuyor olgunluk. Soğuk odalarda, pamuk yorganların altından, odun sobasında pişen ekmek ve portakal kabuklu ıhlamur çayı kokusu ile uyanışlara...
“Günaydın Diyebilmek Adına”
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
çoğu insan, çocukluğuna ait izleri siyah boyalarla silmek ister. bazıları iyileşmek için yıllarca psikolog kapılarında bekler, bazıları ise sessizliğini kilitli sandıklara gömer. naftalin koymazlar, çünkü çürümesini dilerler, bazı anılar ancak çürüyünce unutulur sanılır.
Ancak Sıla öyle değildi. ayaklarına gelincik kokusu bulaşmıştı onun, hatta çocukluğunu cam bir fanusta saklamak isterdi. çünkü sevmenin rengini bulmuştu.
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
Huri Çalışkan, 1978 yılında Kocaeli’nde doğdu. Çocukluğunu ve gençliğini İzmit’in sokaklarında, anne kokulu avlularda geçirdi. Hemşirelik eğitimini tamamladıktan sonra 2001 yılında yöneticilik yolculuğuna adım attı. Sağlık sektöründe uzun yıllar boyunca hem yönetici hem lider olarak görev aldı; süreç geliştirme ve kalite belgelendirme alanındaki başarılarıyla kurumlara iz bıraktı.
Ancak asıl iz, satırlarda saklıydı. Çünkü o, hayatı boyunca iyileştirmeyi sadece mesleğiyle değil, kelimeleriyle de yaptı.
Kalemiyle konuşan bu kadın için yazmak bir iç yolculuktu. Ruhunun dehlizlerinde sessizce yürüdü, en çok da yürürken gölgesinin acıdığı yerleri anlattı. Ve bir gün, sessizliğin yorganı gibi kelimelerle sardı acılarını.
Böyle doğdu ilk romanı:
“Avluda Yürüyen Gölgeler” Küllerinden değil, kalbinden doğan kadınların romanı.
Kelimeler onun ellerinde hem bir sığınak, hem bir pusula olur; siz de o kelimelerin ruhuna dokunmaya cesaret edin.
Romanın kahramanı Sıla, yazarın yalnızca kaleminden değil, ruhundan da süzüldü.
,,Kül olmanın eşiğinden dönen bir kadındı Sıla…”
Hayatın yükünü tek başına omuzlarken, sessizliğin bile sesini duymayı öğrendi. Çığlık atmadan, sitem etmeden, bir annenin sabrı ve bir kadının iç gücüyle yürüdü. Yürümeye gücünün kalmadığını sandığında, aslında ruhunun hep yürüdüğünü fark etti.
Ve kendini değil, bir çocuğu, bir geçmişi, bir kadını, bir hikâyeyi taşıdı.
“Avluda Yürüyen Gölgeler” Küllerinden değil, kalbinden doğan kadınların romanı.
lebkuchen
çöpe atan dost olsun tek,
ona yazılmış çileli dizeleri,
ki çilem; çilemizdi bilirsin,
kürtaj artığı bir bebeğin,
cami avlusuna bırakılması anında,
anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi,
çilemiz…
gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi,
yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi,
bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
çilemiz,
kaç kez;
kaynar sular indi tepemizden,
vedalarda kaç kez…
son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden,
kulağımıza fısıldanan oldu,
/artık yine kendinlesin/
madem gittiğin yere çağırmıyorsun beni,
ötelerdeki menziline madem,
yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha,
anmaz oldunsa adımı ve,
ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini,
okuyup üflemiyorsan artık içine, iç sesinle;
içinden geçen cankurtaranın sesini de
duymuyorsun demektir,
çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden,
ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben,
gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,
ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım,
elektronik mektup zarfları,
dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik,
inanıyorum ki;
hasretle yüreğim her sızladıkça,
bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız,
bugün yarın sımsıcak…
değil mi ki,
yalnızca sonsuza susuzdur bu,
lebkuchen aşk…
ah
Başka hayatlar dünyanın içinde gezinip tadını çıkarırken ben
hem ayağımı kanatan taşları yollarımdan temizlemekle hem de
kanayan ayaklarımın pansumanını sürekli değiştirmekle meşguldüm
« binalar, sütunların değil, manevi yapıların üzerinde ayakta dururlar, devasal aynalar gibi. bunlar, sakinlerinin düşüncelerini, duygularını yansıtırlar ama farkları kırılmazlar, yıkılmazlar. »
,, Huri Çalışkan'ın kalemiyle,
evet Sıla.... şimdi birde buradan bak geldiğin o yerlere
ve...kendi omzundan öpmeli insan, o yüklerle onca yolu yürüyebildiği için
Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana
görmezden geliyordum.
Şimdi yazmam gereken şeyler, üstünü karalamam gereken yazılar var!
Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana
görmezden geliyordum.
Ve...
Bilsinler ardında bıraktığım kırıntılarımın pişmanlığıma sadaka
olduğunu, demli acılarımı limanda boğmaya gidiyordum. Bundan
böyle boğulmak yerine limanda güneşlenmeyi seçerek...
yıllar bir gün gölgemizi sildiğin de yeryüzünde, bizden bir anı kalsın geleceğe,
insanlık gibi mesela...
...... öyle işte, varlığının Tanığı Ol...
Ben sessiz kaldım diye, kırılmadığımı sandılar.
Oysa ben, sustukça kılıç gibi bileniyordum
Gökyüzü griydi ama içimde bir mavi vardı.
Yürüdüm... çünkü dönmek, artık eski ben’e ihanet olurdu
Zaman zaman içime dönerim .
Çünkü dışarısı çok kalabalık...
Ve... ben sadece kelimeleri giyerek var olmak isterim.
" Avluda Yürüyen Gölgeler "
Hoş geldin , zarafetinle...
İnsan kendini de çekip almasını bilmeli , kalınmayacak her yerden .
Kalbini filizlendiremeyecek binalardan, bedenini hasta eden ruhlardan.
« binalar, sütunların değil, manevi yapıların üzerinde ayakta dururlar, devasal aynalar gibi. bunlar, sakinlerinin düşüncelerini, duygularını yansıtırlar ama farkları kırılmazlar, yıkılmazlar. »
,, Huri Çalışkan'ın kalemiyle, AVLUDA YÜRÜYEN GÖLGELER,
Roman,
ve...kendi omzundan öpmeli insan, o yüklerle onca yolu yürüyebildiği için
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
Şimdi yazmam gereken şeyler, üstünü karalamam gereken yazılar var!
Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana
görmezden geliyordum.
Ve...
Bilsinler ardında bıraktığım kırıntılarımın pişmanlığıma sadaka
olduğunu, demli acılarımı limanda boğmaya gidiyordum. Bundan
böyle boğulmak yerine limanda güneşlenmeyi seçerek...
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana
görmezden geliyordum.
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
evet Sıla... şimdi birde buradan bak geldiğin o yerlere
...
Ne vakit orkideli şehirler yorsa insanı, arka kapıdan çocukluğuna kavuşuyor olgunluk.
Soğuk odalarda, pamuk yorganların altından, odun sobasında
pişen ekmek ve portakal kabuklu ıhlamur çayı kokusu ile uyanışlara...
“Günaydın Diyebilmek Adına”
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
Sigaranın azaltamadığı acılara aşk mı denirdi?
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
çoğu insan, çocukluğuna ait izleri siyah boyalarla silmek ister.
bazıları iyileşmek için yıllarca psikolog kapılarında bekler,
bazıları ise sessizliğini kilitli sandıklara gömer.
naftalin koymazlar, çünkü çürümesini dilerler,
bazı anılar ancak çürüyünce unutulur sanılır.
Ancak Sıla öyle değildi.
ayaklarına gelincik kokusu bulaşmıştı onun,
hatta çocukluğunu cam bir fanusta saklamak isterdi.
çünkü sevmenin rengini bulmuştu.
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
Ve...
Bu hüzünlü yüreğimi kimse görmeden, bilmeden şöyle bir yol kenarına bıraksam...
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
İnsan kendini de çekip almasını bilmeli , kalınmayacak her yerden .
Kalbini filizlendiremeyecek binalardan, bedenini hasta eden ruhlardan.
Avluda Yürüyen Gölgeler, Roman – Huri Çalışkan kaleminden,
ayak üstü geçirdiğim acılarım vardı, kalbimi yataklara düşüren.
sadece duş başlığımın ve Yaradan'ın bildiği....
öyle işte.....
Ruhumda hâlâ dut kokusu var. Oysa ağaç yoktu o bahçede…
Bazı gölgeler, çiçek açarak seslenir...
Avluda Yürüyen Gölgeler – Huri Çalışkan
Rüzgârın fısıldadığı her nota, gölgelerimde bir hikâye bırakır…”
Avluda Yürüyen Gölgeler
— Huri Çalışkan’ın kaleminden, duyanlar için....
Rüzgâra doğru yürüyordu...
Küllerinden değil, kalbinden doğan kadınların sessiz gücüyle.
~Huri Çalışkan
Yazar Hakkında:
Huri Çalışkan, 1978 yılında Kocaeli’nde doğdu. Çocukluğunu ve gençliğini İzmit’in sokaklarında, anne kokulu avlularda geçirdi. Hemşirelik eğitimini tamamladıktan sonra 2001 yılında yöneticilik yolculuğuna adım attı. Sağlık sektöründe uzun yıllar boyunca hem yönetici hem lider olarak görev aldı; süreç geliştirme ve kalite belgelendirme alanındaki başarılarıyla kurumlara iz bıraktı.
Ancak asıl iz, satırlarda saklıydı.
Çünkü o, hayatı boyunca iyileştirmeyi sadece mesleğiyle değil, kelimeleriyle de yaptı.
Kalemiyle konuşan bu kadın için yazmak bir iç yolculuktu. Ruhunun dehlizlerinde sessizce yürüdü, en çok da yürürken gölgesinin acıdığı yerleri anlattı. Ve bir gün, sessizliğin yorganı gibi kelimelerle sardı acılarını.
Böyle doğdu ilk romanı:
“Avluda Yürüyen Gölgeler”
Küllerinden değil, kalbinden doğan kadınların romanı.
Kelimeler onun ellerinde hem bir sığınak, hem bir pusula olur; siz de o kelimelerin ruhuna dokunmaya cesaret edin.
sevgilerimle
Sıla: Bir Kadının Sessizlikten Doğuş Hikâyesi
Romanın kahramanı Sıla, yazarın yalnızca kaleminden değil, ruhundan da süzüldü.
,,Kül olmanın eşiğinden dönen bir kadındı Sıla…”
Hayatın yükünü tek başına omuzlarken, sessizliğin bile sesini duymayı öğrendi.
Çığlık atmadan, sitem etmeden, bir annenin sabrı ve bir kadının iç gücüyle yürüdü.
Yürümeye gücünün kalmadığını sandığında, aslında ruhunun hep yürüdüğünü fark etti.
Ve kendini değil, bir çocuğu, bir geçmişi, bir kadını, bir hikâyeyi taşıdı.
“Avluda Yürüyen Gölgeler”
Küllerinden değil, kalbinden doğan kadınların romanı.
İnsan bazen bir cümlede saklar bütün çocukluğunu...
Bir ses, bir koku, bir bakış yeter de artar o eski evin kapısını aralamaya.
— Kelimelerin Uykusu Kaçtığında
Avluda Yürüyen Gölgeler ~ Romanı