Romantizm, dünyayı olduğu gibi kabul edemeyen kalbin isyanıysa, aşk bu isyanı iki insan için daha güzel bir dünyaya dönüştürme cesaretidir.
Aşk
Seni seviyorum, sevgilim; çünkü seninle dünya yalnızca yaşadığım bir yer olmaktan çıkıyor, hayal gücümün, düşüncelerimin ve duygularımın yeniden biçimlendiği bir ufka dönüşüyor.
Ve belki aşkın en romantik hakikati şudur:
İnsan, sevdiği kişide sonsuzluğu bulduğunu sanır; olgunlaştığında ise sonsuzluğun o kişiye sahip olmakta değil, onunla birlikteyken hayatın sınırsız imkânlarına açık kalmakta olduğunu anlar.
Ben seninle,
hayatı bitmeyen bir şiire çevirmek istemiyorum.
Şiirin içinden geçebileceğimiz gerçek bir hayat,
özgürlüğümüzü koruyabileceğimiz bir yakınlık
ve her şeye rağmen yeniden başlayabileceğimiz
bir sevgi istiyorum.
Çünkü romantizm, dünyayı olduğu gibi kabul edemeyen kalbin isyanıysa, aşk bu isyanı iki insan için daha güzel bir dünyaya dönüştürme cesaretidir.
Aşk
Gerçek aşk, insanı bir başkasının gölgesine dönüştürmez; iki insanın da kendi ışığında daha berrak görebildiği ortak bir dünya kurar.
Aşk
Bir gün sonbahar geldiğinde
çınar yaprakları toprağa düşerken
seninle aynı denize baktığımızı düşünürüm.
Aynı manzarayı göreceğiz belki,
fakat aynı dünyayı değil;
çünkü her insan, gördüğüne
kendi bilincinden bir anlam katar.
Aşk
Seninle karşılaşmak,
yeni bir kıta keşfetmek değildi yalnızca;
haritası çizilmiş bütün kıtaların
yeniden sorgulanabileceğini anlamaktı.
Aşk
İşte ben,
seni böyle bir bilgelikle seviyorum:
Bir mucizeye körü körüne inanır gibi değil,
varlığının değerini her gün yeniden düşünür gibi…
Aşk
Belki aşkın mistik yanı:
İnsanın kendisini evrenin merkezi sanmaktan vazgeçip
başka bir varlığın gizemine
hükmetmeden yaklaşabilmesindedir…
Aşk
Seni bir idealin içine yerleştirmedim.
İdealler, çoğu zaman insanı
kendi beklentilerinin mahkûmu yapar.
Ben senin değişen düşüncelerini,
çelişkilerini, sessiz kararlarını,
henüz kendine bile açıklayamadığın yanlarını sevdim.
Aşk
Özgür olmayan bir kalbin sadakati, sevginin değil, kaybetme korkusunun eseri olabilir.
Aşk
Ben seninle yalnızca mutlu olmak değil,
daha bilinçli bir insan olmak istiyorum;
yanlışımı savunmak yerine düzeltebildiğim,
önyargımı bilgiyle değiştirebildiğim,
öfkemin karşısına anlayışı koyabildiğim
bir hayatın içinde olmak…
Aşk
Bir gün bütün şiirler susarsa,
bütün mevsimler adını yitirirse,
dünya bildiğimiz anlamlarını değiştirse bile…
Ben yine seni seçeceğim.
Bir zorunluluk gibi değil,
bir eksikliği tamamlamak için değil;
seni tanıdıktan sonra bile
seni yeniden tanımayı istemek gibi.
Ve belki romantizmin en büyük hakikati:
Aşk, bir insanı sonsuza dek tanıdığını sanmak değil;
onu her gün yeniden keşfedecek kadar
hayata, insana ve özgürlüğe açık kalmaktır.
Aşk
Aşk, iki insanın birbirine
“Bensiz eksiksin,” demesi değil;
“Benimle birlikte daha özgür,
daha bilinçli ve daha kendin olabilirsin,”
diyebilme erdemidir.
Aşk
Gerçek aşk,
bir insanı kendi hayalimize benzetmek değil,
onun bizden bağımsız hakikatini
bütün ihtişamıyla sevebilmektir.
Ben sende yalnızca sevgiliyi değil,
insanın dünyaya neden şiirle baktığını gördüm.
Bir çiçeğin neden güzel olduğunu değil,
güzelliği fark eden kalbin
neden bazen bütün mantığından vazgeçtiğini…
Ve anladım:
Romantizm, gerçeğe sırtını dönmek değil,
gerçeğin içine sığmayan anlamı aramaktır.
Aşk
Bazen sana yaklaşmak istedim,
sonra kendi karanlığımdan
korkup geri çekildim.
İnsan, mutluluğu bilmediğinden değil,
ona layık olduğuna inanamadığından da
kendi elleriyle mutsuzluğunu seçebilir.
Aşk
Bir İnsanın İçinde Sakladığı Aşk
Seni sevmek kolay değildi sevgilim; çünkü insan bazen en çok mutlu olmayı hak ettiğine inandığı yerde kendi mutluluğuna ihanet eder.
Ben kendi içimde nice mahkemeler kurdum, aklım seni sorguladı, gururum seni inkâr etti, kalbim bütün savunmaları reddederek adını sessizce tekrarladı.
İşte o zaman anladım: İnsan, başkalarından sakladığı acılardan çok, kendisine itiraf edemediği sevgilerle yaşlanır.
Sen benim için dünyanın bütün kapılarını açan bir anahtar değildin; kapalı kalmış yanlarımı görmeme rağmen benden yüzünü çevirmeyen o nadir insandın.
Çünkü sevmek, birinin kusurlarını görmemek değildir; onları gördükten sonra bile o insanın değişebilme ihtimaline haysiyetle yer bırakmaktır.
Bazen sana yaklaşmak istedim, sonra kendi karanlığımdan korkup geri çekildim. İnsan, mutluluğu bilmediğinden değil, ona layık olduğuna inanamadığından da kendi elleriyle mutsuzluğunu seçebilir.
Sen bütün bunları bilmiyordun. Belki gözlerimdeki tereddüdü sevgimin eksikliği sandın. Oysa içimde, sana ulaşmak isteyen bir adamla kendisini korumak isteyen başka bir adam mücadele ediyordu.
Ve ben her defasında sana biraz daha yaklaşırken kendimden sakladığım bir gerçeğe yenildim: İnsan bazen sevdiğini kaybetmekten değil, onu gerçekten bulduğunda artık eski insan olarak kalamamaktan korkar.
Şimdi senden bir mucize beklemiyorum. Beni bütün yaralarımdan arındırmanı, geçmişimi benim yerime affetmeni ya da geleceğimi benim adıma yazmanı istemiyorum.
Yalnızca yanımda kalmanı istiyorum; bütün eksiklerime rağmen değil, eksiklerimi inkâr etmeden daha iyi biri olmayı seçebildiğim için.
Çünkü aşk, bir insanı acılarından ibaret sanmamak, onun geçmişini geleceğine verilmiş değişmez bir hüküm saymamaktır.
Ve eğer bir gün hayat bizi birbirimize yeniden sorarsa, cevabım ne gururum olacak ne de korkularım.
Sana bakacağım.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza mutluluk getirmekten önce mutluluğu neden kendimizden esirgediğimizi öğretir.
Ben seni, kusursuz olduğun için değil; kusurlarımızın arasından geçerek birbirimize daha dürüst, daha özgür ve daha insan olabileceğimize inandığım için sevdim.
Ve bütün dünya bana aşkın bir zayıflık olduğunu söylese bile, ben kendi hükmümü çoktan verdim:
Bir insanın başka bir insanı özgür iradesiyle sevmesi, onun bütün karanlığına rağmen değil, karanlığını tek hakikati saymayı reddederek aydınlığa doğru birlikte yürümeyi seçmesidir.
Aşk
İnsan bazen sevdiğini kaybetmekten değil,
onu gerçekten bulduğunda
artık eski insan olarak kalamamaktan korkar.
Aşk
Ben seni,
dünyanın henüz kirletemediği bir yerde aradım;
çıkarın henüz vicdana hükmetmediği,
gücün sevgiyi susturmadığı,
insanın insana üstün gelmek yerine
onunla eşit kalabildiği bir yerde…
Aşk
Bir insan, gitme özgürlüğüne sahip olan
başka bir insanın kalışını
nasıl gerçekten kendisine ait sayabilir?
Belki aşkın bütün felsefesi
bu sorunun içinde saklıdır.
Sen kalırsın;
ama kalmak zorunda olduğun için değil.
Ben seni severim;
ama senin üzerinde bir hak iddia etmek için değil.
İki ayrı irade,
aynı duyguda buluşur;
hiçbiri diğerinin yerine karar vermez,
hiçbiri kendi özgürlüğünü
ötekinin itaatiyle ölçmez.
Ve biz,
sevgiyi bir alışkanlığın mekanizmasından,
sadakati bir korkunun sonucundan,
iyiliği bir cezanın gölgesinden çıkarırız.
Birbirimize karşı dürüst olmayı seçeriz;
çünkü yalanın cezasından korktuğumuz için değil,
hakikatin aramızda yaşamasını istediğimiz için.
Sana zarar verebileceğim anlarda
elimi geri çekerim.
Bunu beni iyi biri saysınlar diye değil,
senin incinmen pahasına kazanacağım
hiçbir zaferin benim için anlamı olmadığı için.
Aşk, kötülük yapma ihtimalinin ortadan kaldırılması değil;
o ihtimal hâlâ mümkünken
iyiliğin özgür iradeyle seçilmesidir.
Aşk
Seninle tanışmadan önce de Eylül vardı;
yağmur yağıyor, deniz kabarıyor,
akşamlar yavaşça kısalıyordu.
Ama seninle birlikte anladım ki
bazı mevsimler takvimde başlamaz,
insanın içinde birinin adıyla açılır.
Aşk
Sen gülünce
dünya bütün sorunlarını unutmuyor elbette;
fakat insan, çözülmemiş meselelerin arasında bile
yaşamaya değer bir şey bulunduğunu
daha derinden hissediyor.
Aşk
EYLÜLÜN SANA ÇIKAN YOLU
Eylül, bu yıl başka türlü geldi; yağmur, kaldırımlara eski bir şarkı değil, henüz yazılmamış bir hikâyenin ilk cümlesini bıraktı.
Çınarın dallarında sararan yapraklar bir ayrılığın habercisi değildi; belki de doğa, güzelliğin değişmekten korkmadığını yeniden anlatıyordu.
Ben o gün seni düşündüm.
Bir insan, başka bir insanı nasıl olur da hiç dokunmadan bir mevsimin anlamına dönüştürür? Nasıl olur da uzaklık, bir yüzün hatırasından çıkıp bütün bir şehrin havasına karışır?
Seninle tanışmadan önce de Eylül vardı; yağmur yağıyor, deniz kabarıyor, akşamlar yavaşça kısalıyordu. Ama seninle birlikte anladım ki bazı mevsimler takvimde başlamaz, insanın içinde birinin adıyla açılır.
Seni sevmek, sonbaharın hüznüne teslim olmak değil; sararan her yaprağın altında yeni bir başlangıcın ihtimalini görebilmekti.
Çünkü ben aşkı hiç değişmeyen bir mutlulukta değil, değişen günlerin içinden birbirine yeniden ulaşabilen iki insanın sessiz cesaretinde aradım.
Sen gülünce dünya bütün sorunlarını unutmuyor elbette; fakat insan, çözülmemiş meselelerin arasında bile yaşamaya değer bir şey bulunduğunu daha derinden hissediyor.
Belki sevginin mucizesi budur: Gerçekliği inkâr etmeden umut etmek, kusurları görerek hayran kalmak, geleceği garanti altına alamadan ona birlikte yürümeyi göze almak.
Bir gün Ordu kıyısında buluşsak, Karadeniz'in serinliği yüzümüze dokunsa, Eylül yağmuru saçlarımıza düşse, ben sana büyük sözler söylemem.
Yalnızca denize bakıp aynı anda susabilmenin huzurunu ararım. Çünkü bazı yakınlıklar kelimelerin çoğalmasıyla değil, sessizliğin içinde bile yanlış anlaşılmaktan korkmamayla büyür.
Sana bir ömür vadetmekten önce her günün hakkını vermeyi isterim; birbirimizi dinlemeyi, değiştiğimizde yeniden tanımayı, kırıldığımızda gururdan önce anlayışı seçebilmeyi…
Ve eğer bir akşam gökyüzü erken kararırsa, bil ki ben karanlığı dağıtmak için dünyaya meydan okumayacağım.
Elini tutup yarına dair küçük bir umut kuracağım.
Çünkü aşk, her şeyi değiştirebilecek büyük bir güç olmak zorunda değil; bazen hiçbir şeyi kolaylaştırmadığı hâlde insana devam etme cesareti veren çok sade bir hakikattir.
Eylül bitecek, biliyorum. Yağmur diner, yapraklar düşer, deniz başka renklere bürünür.
Fakat ben mevsimlerin geçiciliğinden sevgimin değersiz olduğu sonucunu çıkarmam. Çünkü güzelliğin ölümsüz olması gerekmez; yaşandığı süre boyunca gerçek olması yeterlidir.
Yine de bir dileğim var: Biz, gelip geçen mevsimlere benzeyip birbirimizin hayatından sessizce çıkmayalım. Her sonbaharda başka bir şey öğrenelim, her ilkbaharda yeni bir umut büyütelim ve yıllar sonra bile birbirimize anlatacak hikâyeler bulalım.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza bir mevsim gibi girer; bazılarıysa bütün mevsimleri, birlikte yaşanmaya değer bir hayata dönüştürür.
Ben seni, Eylül'ün hüznüne güzel bir isim vermek için değil, sonbaharın ortasında bile geleceğe inanabilmek için seviyorum.
Ve belki de kavuşmak, uzaklıkların tamamen bitmesi değildir; iki insanın, dünyanın bütün değişimine rağmen aynı geleceği özgürce seçmeye devam etmesidir.
Eylül'ün bütün yolları bir gün sana çıkarsa, bil ki ben orada seni beklemekten ibaret değilim.
Kendi hayatını yaşayan, kendi dünyasını büyüten, seni de o dünyada özgürce ve içtenlikle seçen bir insan olarak duruyorum.
Çünkü benim en güzel sonbaharım, yaprakların düştüğü mevsim değil; seninle aynı yarına inanmaya başladığım gündür.
Aşk
Ekim'in bütün yolları
bir gün sana çıkarsa,
bil ki ben orada
seni beklemekten ibaret değilim.
Kendi hayatını yaşayan,
kendi dünyasını büyüten,
seni de o dünyada
özgürce ve içtenlikle seçen
bir insan olarak duruyorum.
Çünkü benim en güzel sonbaharım, yaprakların düştüğü mevsim değil; seninle aynı yarına inanmaya başladığım gündür.
Aşk
Bazı insanlar hayatımıza bir mevsim gibi girer; bazılarıysa bütün mevsimleri, birlikte yaşanmaya değer bir hayata dönüştürür.
Aşk
Sonbaharın hüznü, umudun zarafeti ve kavuşmanın ihtimali üzerine özgün bir aşk şiiri
Ekim, bu yıl başka türlü geldi; yağmur, kaldırımlara eski bir şarkı değil, henüz yazılmamış bir hikâyenin ilk cümlesini bıraktı.
Çınarın dallarında sararan yapraklar bir ayrılığın habercisi değildi; belki de doğa, güzelliğin değişmekten korkmadığını yeniden anlatıyordu.
Ben o gün seni düşündüm.
Bir insan, başka bir insanı nasıl olur da hiç dokunmadan bir mevsimin anlamına dönüştürür? Nasıl olur da uzaklık, bir yüzün hatırasından çıkıp bütün bir şehrin havasına karışır?
Seninle tanışmadan önce de Ekim vardı; yağmur yağıyor, deniz kabarıyor, akşamlar yavaşça kısalıyordu. Ama seninle birlikte anladım ki bazı mevsimler takvimde başlamaz, insanın içinde birinin adıyla açılır.
Seni sevmek, sonbaharın hüznüne teslim olmak değil; sararan her yaprağın altında yeni bir başlangıcın ihtimalini görebilmekti.
Çünkü ben aşkı hiç değişmeyen bir mutlulukta değil, değişen günlerin içinden birbirine yeniden ulaşabilen iki insanın sessiz cesaretinde aradım.
Aşk
Ben aşkın yalnızca heyecanını değil,
gündelik hayat içindeki zarafetini de istiyorum.
Birbirimize duyduğumuz arzudan önce
birbirimize gösterdiğimiz özeni;
söylediğimiz güzel sözlerden öte
tuttuğumuz sözlerin güvenini…
Aşk
Bir deste hayatın içinde karşılaştık seninle;
ben, kalbinde sakladığı ihtimallere inanan bir erkek,
sen, yüzündeki sükûnetle
bütün hesapları gizleyen bir kadın.
Masada yarım kalmış kararlar,
geçmişten devralınmış kuşkular,
birbirine benzemeyen iki karakter
ve henüz kimsenin okuyamadığı
incecik bir gelecek vardı.
Sen kendini güçlü göstermeyi öğrendin,
ben incinsem de umudumu saklamamayı.
Sen duygularını aklının ardına gizledin,
ben aklın bile bazen
kalbin cesaretine ihtiyaç duyduğunu düşündüm.
Sonra göz göze geldik.
Ne bir kehanet gerçekleşti
ne de dünya bizim için durdu.
Yalnızca içimdeki bütün olasılıklar
ilk kez aynı soruya yöneldi:
Aşk
Sen hayatı bir satranç tahtası gibi gördün;
her hamlenin bir karşılığı,
her suskunluğun gizli bir amacı
ve her yakınlığın hesaplanması gereken
bir bedeli olabileceğini düşündün.
Ben ise sana şunu anlatmak istedim:
Her karşılaşma bir mücadele değildir,
her farklılık bir tehdit,
her geri çekiliş bir yenilgi sayılmaz.
Aşk
KUPA KIZININ SON KOZU
Bir deste hayatın içinde karşılaştık seninle; ben, kalbinde sakladığı ihtimallere inanan bir kadın, sen, yüzündeki sükûnetle bütün hesapları gizleyen bir adam.
Masada yarım kalmış kararlar, geçmişten devralınmış kuşkular, birbirine benzemeyen iki karakter ve henüz kimsenin okuyamadığı incecik bir gelecek vardı.
Sen kendini güçlü göstermeyi öğrendin, ben incinsem de umudumu saklamamayı. Sen duygularını aklının ardına gizledin, ben aklın bile bazen kalbin cesaretine ihtiyaç duyduğunu düşündüm.
Sonra göz göze geldik.
Ne bir kehanet gerçekleşti ne de dünya bizim için durdu. Yalnızca içimdeki bütün olasılıklar ilk kez aynı soruya yöneldi:
Bir insan, kendisini korumak için ördüğü duvarları başka bir insanın yanında neden aşmak ister?
Belki de aşk, kaybetmekten korktuğumuz her şeyi daha sıkı tutmak değildir; bizi savunmasız bırakan bir gerçeği kaçmadan kabul edebilmektir.
Sen hayatı bir satranç tahtası gibi gördün; her hamlenin bir karşılığı, her suskunluğun gizli bir amacı ve her yakınlığın hesaplanması gereken bir bedeli olabileceğini düşündün.
Ben ise sana şunu anlatmak istedim: Her karşılaşma bir mücadele değildir, her farklılık bir tehdit, her geri çekiliş bir yenilgi sayılmaz.
Bazen en akıllı hamle, oyunu kazanmak için değil, oyunun iki insanı da tükettiğini fark etmek için durmaktır.
Ben senin rakibin değildim sevgilim; kalbini fethedilecek bir ülke, gururunu yıkılacak bir kale, sevgini kazanılacak bir ödül saymadım.
Ben yalnızca bütün savunmalarının ardında hâlâ inanmak isteyen o insanı tanımak istedim.
Çünkü bir insanın gerçek asaleti, kimseye yenilmemesinde değil, haklı çıkmak uğruna sevgiyi incitmediği yerde başlar.
Benim kupam, zaferlerin sergilendiği bir masa değil; iki insanın birbirine su uzattığı sade bir akşamın huzuruydu.
Senin sinek valiliğinse gücünü herkese kanıtlama ihtiyacı duymadan bir başkasının mutluluğuna yer açabilmekti.
Ve anladım: Kartların üzerindeki unvanlar geçicidir; insanın karakteri, kimse alkışlamazken yaptığı seçimlerde görünür.
Bir gün bana “Ya kaybedersek?” diye sorarsan, sana kusursuz bir cevap vermeyeceğim.
Elbette kırılabiliriz. Yanılabilir, uzaklaşabilir, birbirimizi anlamakta zorlanabiliriz.
Fakat ben aşkı, hiçbir şeyin ters gitmeyeceğine dair imzalanmış bir sözleşme olarak görmüyorum.
Aşk, belirsizliğe rağmen dürüst kalabilme iradesidir; korkularımızı birbirimize karşı kullanmadan geleceği birlikte düşünme cesaretidir.
Ben senden bütün kartlarını açmanı değil, sakladığın her şeyi anlatmaya kendini güvende hissedeceğin bir yakınlık kurmayı isterim.
Beni seçerken özgürlüğünü kaybetme; ben de seni seçerken kendim olmaktan vazgeçmeyeyim.
Çünkü iki insanın bir araya gelmesi, birinin diğerine dönüşmesi değildir. Aşk, iki ayrı dünyanın birbirine kapı açabilmesidir.
Ve günün sonunda masada tek bir kart kalsa bile ben onun kupa mı, sinek mi olduğunu sormam.
Sana bakarım.
Hâlâ birbirimizi dinleyebiliyor muyuz? Hâlâ yan yana gülebiliyor muyuz? Hâlâ farklı düşündüğümüzde birbirimizin değerini koruyabiliyor muyuz?
Cevap evetse, bizim için oyun çoktan değişmiştir.
Çünkü kazandığımız şey birinin diğerine üstünlüğü değil, iki insanın da kendisini kaybetmeden aynı hikâyede kalabilmesidir.
Aşkın en beklenmedik zaferi, bir kalbi ele geçirmek değil; iki insanın birbirine hükmetme ihtiyacından vazgeçip aynı hayatı özgürce seçmesidir.
Ve ben, kupa kızının bütün cesaretiyle sana son kozumu değil, en gerçek hâlimi sunuyorum:
Ne yenilmezim ne de yanılmaz.
Yalnızca seni, kazanılacak bir oyun değil, birlikte güzelleştirilecek bir hayat olarak görüyorum.
Eğer sen de benimle aynı masaya oturursan, bu kez kartları kader dağıtsın; biz birbirimizi korkuyla değil, aklımızla, kalbimizle ve özgür irademizle seçelim.
Çünkü bazı hikâyelerde mutlu son, bütün kartları kazanmaktır.
Bizim hikâyemizdeyse mutlu son, kimsenin kaybetmek zorunda kalmadığı bir sevgiyi birlikte kurabilmektir.
Aşk
Bir deste hayatın içinde karşılaştık seninle; ben, kalbinde sakladığı ihtimallere inanan bir erkek, sen, yüzündeki sükûnetle bütün hesapları gizleyen bir kadın.
Masada yarım kalmış kararlar, geçmişten devralınmış kuşkular, birbirine benzemeyen iki karakter ve henüz kimsenin okuyamadığı incecik bir gelecek vardı.
Sen kendini güçlü göstermeyi öğrendin, ben incinsem de umudumu saklamamayı. Sen duygularını aklının ardına gizledin, ben aklın bile bazen kalbin cesaretine ihtiyaç duyduğunu düşündüm.
Sonra göz göze geldik.
Ne bir kehanet gerçekleşti ne de dünya bizim için durdu. Yalnızca içimdeki bütün olasılıklar ilk kez aynı soruya yöneldi:
Bir insan, kendisini korumak için ördüğü duvarları başka bir insanın yanında neden aşmak ister?
Aşk
Bir bakışınla değer kazanmayı,
bir sözünle bütün kuşkularımdan kurtulmayı,
senin gözlerinde kendime
kusursuz bir insanın suretini çizmeyi istedim.
Sonra anladım sevgilim,
sana yüklediğim her beklenti
bazen kendi içimde çözemediğim
bir sorunun gölgesiydi.
Senden beni iyileştirmeni beklediğim yerde
kendi yaralarımdan kaçıyordum.
Beni herkesten farklı görmeni istediğimde
belki de kendime yetemediğim gerçeğini
senin hayranlığınla örtmeye çalışıyordum.
Oysa aşk,
bir insanın kendisini diğerinin gözlerinde
büyütmesi değildir;
iki insanın birbirinin yanında
küçülmek zorunda kalmamasıdır.
Seni kendime kanıt olmak için değil,
kendim olmaktan korkmadığım bir dünyayı
seninle paylaşmak için seviyorum.
Aşk
Gel, sevgilim;
birbirimizin eksiklerini saymak yerine
birlikte neleri mümkün kılabileceğimize bakalım.
Bir çınarın gölgesinde
geleceğimizi konuşalım.
Karadeniz'in değişken rüzgârları arasında
hayatın bizi her zaman kolay sınamayacağını bilelim.
Aşk
Biri bana bir gün
“Bu şehirde en çok neyi sevdin?” diye sorarsa
meydanlardan, denizden, gecelerden söz etmeyeceğim.
Sana bakacağım.
Çünkü bazı şehirler insanın hafızasında
binalarıyla değil,
orada sevdiği insanla yaşadığı
küçük anlarla kalır.
Aşk
Seni hangi kelimeyle anlatsam
bir yanın eksik kalıyor sevgilim.
Aklım sana bir isim buluyor,
kalbim o ismin sınırlarını aşıyor;
ben seni tarif etmeye çalıştıkça
sen içimde yeni bir anlam kazanıyorsun.
Aşk
Bazı kadınlar bir erkeğin hayalini süsler;
bazılarıysa ona, hayal kurduğu ufkun bile
ötesinde bir dünya bulunduğunu gösterir.
Aşk
Ben seni bir kıyıda beklerken
deniz bana uzaklığın dilini öğretti:
Her dalga geri çekilir,
ama hiçbir dönüş
bir önceki gelişin aynısı değildir.
Biz de öyleydik.
Sen kendi geçmişinden geçiyordun,
ben kendi suskunluklarımdan.
Aynı geleceğe bakıyor,
fakat oraya farklı yollardan
ulaşmaya çalışıyorduk.
Aşk
Kayıt Tarihi : 21.10.2026 21:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!