Yazmak benim için kelimeleri yan yana dizmek değil; susarken anlatamadıklarımı satırlara emanet etmektir. Bazen kendi yaralarıma, bazen başkalarının sessizliğine ses olur kalemim. İnanırım ki yazının en büyük gücü, insanı kendisiyle yüzleştirirken aynı zamanda iyileştirebilmesidir. Ben hayal değil, yaşanmışlık yazarım. Duyguları, suskunlukları, kayıpları, umudu ve insanın içinde taşıdığı görünmeyen yükleri... Çünkü her insanın anlatamadığı bir hikâyesi vardır ve ben biraz da onları yazıyorum.
Gece midir insanın içini ürperten,
Yoksa geceye sığdırmaya çalıştıklarımız mı?
Benim gündüze sığmayan dertlerim var;
Siz uyurken ben geceyle savaşırım.
Çünkü bazı insanların uykusu vardır,
Bazılarının ise yalnızca gecesi...
Belki de artık mesele birini bulamamak değil.
Bulduğunun, yalnızlığından daha iyi gelmemesi.
Çünkü kadın zamanla tek başına yapamayacağını sandığı pek çok şeyi yapabildiğini görüyor.
Kendi yükünü taşıyor, kendi sorununu çözüyor, düştüğü yerden yine kendi kalkıyor.
Sonra hayatına biri girdiğinde doğal olarak şunu soruyor: Ben zaten bunların hepsini tek başıma yapabiliyorsam, sen benim hayatımda neyi paylaşacaksın?
Kendime Döndüm
Bir zamanlar kendimi bulmak için
başka insanların gözlerine bakıyordum.
Beni seviyor mu,
beni anlıyor mu,
kalacak mı, gidecek mi…
Kendini seçenler bilir:
Bazı kapılar kapanmaz,
insan yalnızca bir daha o kapıdan geçmez.
İçinde bir şey sessizce sona erer.
Adını koymazsın.
Bir sabah uyanır ve uzun zamandır
Sana susmayı öğrettikleri yerde kendini bulamazsın. Çünkü bir kadının sesi, yalnızca kelimelerden ibaret değildir; bazen yıllarca içine attığı bir itiraz, bazen yarım bırakılmış bir hayal, bazen de kimseye anlatamadığı bir hakikattir.
Bu yüzden konuş kadın…
Sesin titresin, kelimelerin yarım kalsın, cümlelerin düğümlensin boğazında; yine de konuş. Herkesin seni anlamasını bekleme, herkesin seni onaylamasını da…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!