...
Alküre, içimde uğuldayan kara orman.
Daldım içine.
Bir tutam ışıl saç yüzüyor Yılga’da,
Bir akıntı, bir korku.
Gümüş bir iplikte asılı dünya, düşle boğuldu.
...
Kimse bilmez anemonun rahmindeki gizli simyayı;
Bir erkeğin, ölülerin o soğuk beldesinden geçerek
Nasıl doğurduğunu, kuşanıp kalktığını
Analığı.
Her gece yatıya kalıyor sana bedenim ve geziyoruz sabaha yakın, yalın ayak , kemikleşen bedenlerin üstünden…
Kara giyimli kadınların ak mendilleri,
Azizlerin korkuları ,yanı başında biten rahibelerin umutsuz bekleyişleri. Hepsi aynı bahçenin arkasında unutulmuş…
Her şeyi, herkesi yitirmiş olmanın acısıyla, durmadan eziyorum bu ölü toprağı. Ezdikçe eziliyorum. Acım toprak altında, ben üstündeyim, yetişemiyorum sana…
...
Kırbaç şakladıkça deri çatlıyor:
Dışarıdaki o "hiç olmamış şey"
İçeri fırlamak için duvarları kemiriyor.
Babanın sert gölgesi;
eli bastonlu o / a r k a b a h ç e t e r z i s i /.
Damladım rende dişli kızıl cevherden; toprak terli, toprak taşlı.
Ayaklarımı soğuk babaya çaldırmadığım o geniş gökyüzü vakti...
Evren uykusundan uyanıp mor sayıklamaya, uzandım;
Ay ışığından süzülmüş yalgınlı kordu teni, yuttum.
Şehveti genzimde patlayan yerküre; uçucu rüyanın kan taşı oldu giden ayaklarım.
Bir Kaçıştı Zamanın Seni Çekiştirdiği
Düşüverdin yağız yer üstüne,
Kalbinin bağı düğümlendi,
Acıya dolandı, öylece kaldı.
Başlandı unutturulan her şey, Hatırlamakla. Değişmez ete bürünen kemik Dövünen su havanında
Hem değişmese de bu rüyalar
Kim öğretti sana ?
Toprağı kanla sulamayı
Oradasın,
Aynı yerde
Elinde baş kesen bir taşla
Tanrıya el açılan bir adaksın diyorlar .
Tanrı tanımaz rüyalar.
Kaçıyorum,
kendimden,
Ama neden?
Kara kış ağzında
çiğnetiyor ürpertisi
ruhumu
Sabaha karşı
...
Dünyayı düzeltmeye inmiştin oysa;
Cebinde evrenin tüm rüya tabirleri... Kehanetin kusursuzdu:
Ay baban, güneş annen...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!