Sanki eksikmişim de seninle tamamlanmışım,
Adının geçtiği her cümlede yeniden doğmuşum.
Yollarım sana çıkmasa, menzilim karanlık kalırdı,
Ben seninle bu hayatın en güzel yanını bulmuşum.
Gülüşüne binlerce duam var
Gönlümün can damarı hayatımın manası
Yastığının sol yarısına koy beni
Kahverengi gözlerini sür tenime
Avuçlarından öpmeye doyamadığım
Gözüm,kulağım,sesim,nefesim oldun
Dokunmadığın tenim üşüyor bu gece,
Yokluğun, göğüs kafesimde çırpınan yaralı bir kuş.
Seni özlemek;
Uçsuz buçaksız bir denizde, pusulası kırılmış bir sandalın
Ufukta tek bir yıldız arama telaşı gibi...
Başım dik, alnım ak; Erzurum gibiyim,
Dışım kış kıyamet, içimde bin bahar.
Bir Dadaş kızıyım, sevdim mi tam severim,
Öyle her rüzgâra eğilmez bu vakur başlar
Önce nefret düştü toprağa, simsiyah bir sağanak gibi,
Yıkıp geçti köprüleri, kuruttu içimdeki o çocuksu nehri.
Adını andıkça ağzımda biriken o metalik tat,
Seni bir kaşık suda boğma isteğiyle, kendimi yakma sanatı...
Dilimde paslı bir çivi tadı: Nefret.
Gönül heybemde bir sızı, dilsiz bir feryat,
Bir sevda bıraktın ardında, darmadağın bir hayat.
Gözlerimde asılı kaldı binlerce söylenmemiş hece,
Ben seni kaybettim, kendimi ise her gece.
Bir ses yankılanıyor içimde, berrak ve ak,
Sanki her kelimesi ruhuma serilen bir rüya.
O sese tutunup uyanıyorum her sabah,
Sensiz geçen her saniye, koca bir dünya.
Bir ağızdan çıkan balyozdur bazen bir söz,
Kemiği kırmaz da, ruhu un ufak eder.
Hani nerede o dillerdeki sözde köz?
Her nefes artık bir öncekinden beter.
Gözlerimin kapısında bıraktığın o son ihtimali,
Bir kibrit aleviyle değil, sessiz bir yeminle yaktım.
Sen "vazgeçmek" kelimesini sıradan bir veda sandın;
Bense içimdeki en güzel şehri,
Senin ellerinle kazdığın mezara gömdüm.
Dilimde biriken binlerce kelime var,
Sana doğru koşmak isteyen, dizginleri kopuk...
Ama duruyorum.
Çünkü senin sükunetin, benim kıyametimden kıymetli.
Düzenin bozulmasın, uykuların bölünmesin diye,
Kendi sesimi kendi kalbimde boğuyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!