Gidişini martıların çığlıklarından dinledim, canım yana yana, ruhum çekile çekile.
Şimdi yine o Yalnızlıklar Rıhtımındayım.
Deniz, o eski endamından, o mağrur coşkusundan yoksun.
Seni unutmak istemedim.
Sadece adını yağmura söyledim.
Mahalle ona bir isim verdi.
Hayat hepsini geri aldı.
Şimdi sokakta yalnızca ayakkabılarının sesi büyüyor.
AĞLAMA KALBİM I
Ağlama kalbim, yağmur yine gökten iniyor.
Bulutlara tutunmuş gibi kaldığın yerde,
Güvendiğim omuzlar omuz değilmiş meğer. Rüzgâra karşı dimdik durabilmek için tutunduğum, kendi inadımmış sadece.
Yaldızına aldanıp sığındığım sözlerin altını kazıyınca, avuçlarıma pas tutmuş bir yalnızlıkla, koca bir yalan döküldü.
Kırılmadım sana.
Kırılmak için önce inanmak gerekirdi.
Ben sadece, sahte baharlarında üşüyen ruhumu sessizce geri aldım.
Uzun bir ayrılığın ardından,
Sana kavuşmanın titrek heyecanıyla hazırlandım o geceye.
Sanki zaman yeniden doğacaktı.
En çok sevdiğin parfümü sürdüm tenime.
Rüzgâr, kokunu bana daha çabuk getirsin diye.
Bana aldığın saati taktım bileğime.
Bir peronun üzerine çöken o dilsiz yalnızlığımla,
Baş başayım Haydarpaşa'da.
Vaktin nabzı yavaşlamış, yelkovan bile yorgun.
Rüzgârın dokunduğu her taş, bir gidişin izini taşıyor hâlâ.
İnsan beklerken, bir şehrin kalbi nasıl da ağırlaşıyor.
İstanbul bile sustu bugün, çünkü sen yoksun.
Zifiri karanlıkta şafak sökmeden uyanır birileri,
Soğuk demire, katı taşa can üfler nasırlı parmaklar.
Güneşi hiç görmeyen bodrum katlarında, tezgâh başlarında,
Bir ömür ilmek ilmek dokunur başkasının ekmeğine.
Gün bitince, bir kuru teşekkür bile çok görülür o ellere.
Sarayların yaldızlı aynalarında kendilerini dev sananlar,
Öyle mahzun durma buralarda,
Yüzünün çizgilerinde bir mülteci hüznü var.
Biz, çatlamış toprakların




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!