Senin evin büyüktü anane
ama mutfak senden biraz küçüktü
duvarlarında yılların yemek buharı
fayans aralarında sararmış yağ
tezgahta un
soğan kabuğu
çayın dibinde unutulmuş bir akşam vardı
sen oradan geçince
ev toparlanırdı
tencereler karınlarını içeri çeker
kaşıklar çekmecede düzgün yatardı
herkesin bir işi vardı
işi olmayanın da
sen bulurdun
yavaş yürürdün
ayakların yere biraz geç varırdı
bedenin dünyaya bol gelmişti sanki
sen bir yere oturduğunda
oda kendine biraz daha yer açardı
sonra gülerdin
ağzın açılırdı
fıstık kabukları
bakır tabaklar
sıcak taş
öğle uykusuna yatmış sokaklar
sen gülünce
mutfağın kirli camları bile
biraz daha temiz bakardı dünyaya
kimse söylemezdi
herkes bilirdi
hastalandın
yoğun bakım seni içine aldı
beyaz çarşafların
plastik hortumların
soğuk demirlerin arasına koydu
bayramın ilk günüydü
ev dolması gereken kokularla dolmadı
kolonya
şeker
kahve
et
hamur
bunların yerine
oturma odasında makinelerin kokusu vardı
sen orada yatıyordun
kendi evinin ortasında
ama ev sana ait değilmiş gibi
kablolar senden çıkıyor
makinelere giriyor
makineler senden çıkıyor
duvarlara bağlanıyordu
sanki bütün ev
senin yerine nefes almaya çalışıyordu
bayramın ilk günü
oturma odasında
bir insanın nefesi
elektriğe bağlıydı
dayım yanındaydı her şey yolundaydı
ama sen neden nefes alamadın
adamcağızın elinde o tüp
şişiriyordu
bırakıyordu
şişiriyordu
bırakıyordu
sonra saatine bakıyordu
tekrar
şişiriyordu
bırakıyordu
ben onun bileğine bakıyordum
saate bakıyordum
sana bakıyordum
zaman ilk defa
bir insanın ciğerlerine girip çıkıyordu
bir saniye
bir nefes
bir saniye
bir nefes
evin duvarları
dayımın parmaklarının arasında şişip iniyordu
senin kocaman mutfağın
öteki odadaydı
tencereler sessizdi
tezgah boştu
kimse senden emir beklemiyordu
çünkü o gün
bütün evin tek işi
senin bir sonraki nefesini beklemekti
sonra dayım bana baktı
yüzünde doktorluk kalmamıştı
sadece oğulluk vardı
sesi neredeyse çıkmadı
112 dedi
o an sayı olmaktan çıktılar
bir
bir
iki
üç küçük metal parçası gibi
kafamın içine düştüler
hala oradalar
ne zaman görsem
ağzıma plastik ambulans tadı geliyor
kolonya
ter
makine sıcaklığı
bayram şekeri
ve korku
aynı ağızda birbirine karışıyor
seni götürdüler
kapı kapandı
ev seni dışarı vermiş gibi kaldı
makinelerin bıraktığı boşluk
oturma odasının ortasında duruyordu
koltuğun yanında bir kablo izi
masanın üstünde yarım bardak
bir köşede kullanılmamış bayram şekeri
her şey senden sonra
ne yapacağını unutmuştu
ben döndüm
insan başka bir şehre gidince
kötü şeylerin arkasından gelemeyeceğini sanıyor
ben başka bir yerde uyurken
sen yoğun bakımın içinde
ışığın hiç kapanmadığı bir yerde
kendi nefesinden biraz daha uzaklaşıyordun
sonra sabah yedi
telefon çaldı
sabahın ağzı daha yıkanmamıştı
perdeler soluktu
ben henüz kendime tam girmemiştim
hastane beni aradı
ilk beni
neden beni
hala bilmiyorum
belki bazı haberler
kalabalığa verilmeden önce
bir insan seçiyor
belki kötü haber
önce en ince yere dokunuyor
belki telefon rehberinde
adımı gördün
belki sen
son bir defa
her şeyi yönetir gibi
önce onu arayın dedin
telefon kulağımdaydı
ama ses kulağımdan girmedi
boğazımdan girdi
göğsümün arkasına oturdu
hala orada
ben Antebe dönerken
yollar terbiyesizce yerinde duruyordu
benzinlikler açıktı
insanlar ekmek alıyordu
bir adam arabasının camını siliyordu
güneş doğmuştu
buna çok kızdım
sen ölmüşken
sabahın işine devam etmesini
ayıp buldum
Antep yerindeydi
taşları sıcaktı
fırınları çalışıyordu
birileri lahmacun taşıyordu
birileri pazarlık ediyordu
birileri bayramdan kalma şekeri yiyordu
sanki insan ölmezmiş gibi
yanına geldiğimde
çoktan soğumuştun
sana yaklaşamadım
sen değildin sanki
senin şeklinde bırakılmış
sessiz bir şeydin
ellerin vardı
ama kimseyi çağırmıyordu
ağzın vardı
ama hiçbir işe karışmıyordu
yüzün vardı
ama dünyanın yanlışını bulmuyordu
en korkuncu buydu
soğuk olman değil
sessiz olman
çünkü seni hayatım boyunca
hiç bu kadar uslu görmemiştim
şimdi seni düşündüğümde
o beden gelmiyor önce
mutfak geliyor
yağlı bir ocak
tencerenin dibine yapışmış yemek
tezgahta yarım limon
ıslak bir bez
sıcak ekmek
soğan
çay
sen bir yerden ağır ağır geliyorsun
saçının dibinde sıcak bir gün birikmiş
birine kızıyorsun
sonra kendin de dayanamayıp gülüyorsun
ve ev yeniden yerine oturuyor
ama bazen
bayramın ilk günü geri geliyor
oturma odası büyüyor
mutfak küçülüyor
duvarlardan kablolar çıkıyor
dayım saate bakıyor
elindeki tüp şişiyor
senin göğsün kalkıyor
tüp iniyor
senin göğsün iniyor
ve ben yıllardır
o saatin saniyesinden çıkamıyorum
belki sen gerçekten gömülmedin
belki dağıldın
birazın mutfakta kaldı
birazın duvarların yağında
birazın çocuklarının sesinde
birazın o oturma odasında
birazın bayramın ilk gününde
birazın sabah yedide
birazın 112nin içinde
birazın da
dayımın saatine bakarken geçen
o küçücük saniyelerde
en büyük parçan
bende kaldı galiba
çünkü yıllar geçti
ama telefonu açan çocuk
hala kulağımın içinde yaşıyor
bazen geceleri
hiçbir numarayı çevirmeden
dinliyor
öbür tarafta
kocaman bir mutfak uğulduyor
bir musluk damlıyor
tencere kapakları birbirine sürtünüyor
sonra uzaktan
bir tüp şişiyor
bir tüp iniyor
bir saat ilerliyor
ve sen
bütün bunların arkasından
ağır ağır yürüyerek geliyorsun
biraz kızgın
biraz gülerek
ben ne dediğini duyamıyorum
ama yine de
ayağa kalkıyorum
çünkü sen öldükten sonra bile
evde sözü geçen
hala sensin
bir sayı söylendiğinde boğazıma oturan şeysin
Sabahın yedisinde çalan telefonsun
Bir şehrin sebepsiz yere devam edişisin
Ve ne zaman güzel bir sofraya otursam
masanın başında
kimseye sormadan
hala sen oturuyorsun.
Kayıt Tarihi : 12.10.2026 00:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!