Gövdemde soğuk bir kalıp duruyor, senin eğimine benzeyen,
ne zifiri gölge, ne de bütünüyle gün ışığı.
Ne sevginin ilk sıcağı var üstünde,
ne de öfkenin katı ayazı.
İçeride bir ses bekliyor, kapı eşiğindeki dilsiz bir gölge gibi,
gelse, parmak uçlarıyla dokunsa, "buradayım" dese...
Ama yokluğunla konuşuyorum her ikindi vakti,
ve her dilsiz duraklama, biraz daha büyütüyor odadaki gölgeni.
Seni severken eksiliyorum,
seni beklerken kırılıyor içimdeki ince fay hattı.
Ve bazen, en çok sustuğum gri akşamlarda
etimde sana dair çiğ bir sızı kıpırdıyor.
En sabırlı yürek bile,
duvara çarpan kendi sesinden yorulur.
Gittin.
Ama her şey bitti demek değil bu.
Tam tersine...
İçimde iki ayrı mevsim aynı anda kök saldı:
Biri sensizlikte ayakta durmayı öğretti,
diğeri eski sokağı unutamamayı.
Özlem,
ne sadece sarılmaktır,
ne de kırılan porselen için öfkelenmek.
İki kapı arasında duran hırçın bir rüzgârdır:
Bir yanı tanıdık eşiği arar,
bir yanı yangından can havliyle kaçar.
Ve ben,
bu soğumayan küllerin ortasında,
ne sana doğru bir adım atabiliyorum
ne de bastığım eski toprağı terk edebiliyorum.
Kayıt Tarihi : 11.10.2026 16:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!