Sükûtun derinliğinde, can verdi her feryadım,
Hicranın karanlığında, silindi her bir adım.
Gönül mülkü yıkıldı, vuslat artık bir rüya,
Zindan oldu ömrümle, bu kederli, gamlı dünya.
Bir ah çeksem yer oynar, duymaz mısın ey vefasız?
Keşke şimdi şiir kokulu bir kadın olsa da,
Göğsüne yatırsa beni, huzurla dolsam ben de.
Usulca şiir okusa karanlık gecelerde,
Dalsam gitsem mutluluk diyarlarına onunla.
Kokusunda gözlerimi kapasam da sessizce,
Sen ulaşılmaz doruklarda açan bir çiçek,
Ben yamacında bekleyen sevdalı yürek.
El uzatsam uçurum, beklesem ecel,
Nasıl seveyim seni, yok buna bir bedel.
Yasak dediler, yandım,
Hüzün geldi yine bu masaya,
Eski bir şarkı düştü kırık bir rüyaya.
Garson, hiç sormadan doldur kadehimi;
Bu gece unutmaya geldim hüsranımı.
Duvarları sararmış eski bir meyhane,
İlk kar düştüğü gece ayrılmıştık hatırlarsın,
Sokak lambası altında beyaza büründü her iz.
Ne senin ayak sesin kaldı o kaldırımda,
Ne benim orda durduğumun bir delili.
Kar her şeyi örter derler, ama yanılırlar,
KORKUNUN GÖLGESİNDE
Yüreğimde paslı bir çan, sustukça seni çalar,
Gecenin kıyısında eski bir yara kanar.
Bir zaman aynı göğe iki kandil astık biz;
Şimdi adın değse bile içimde kış uyanır.
Gittin de ardında, bir enkaz kaldı,
Tutunacak ince, dalım kalmadı.
Gündüzüm geceye, zifire daldı,
Sana uzanacak, kolum kalmadı.
Ayrılık ateşi, yaktı sinemi,
Ben sana gönül verdim, mutluluğum şimdi hüznüm
Seviyorum olsun sana söylediğim son sözüm
İçimde senden kalan sessizce yanan bir közüm
Olmayan vicdanından öperim gülüm
Başımın tacıydın, şimdi kovulan benim gönlüm
Bazen gitmek gerek dipsiz kuyulara düşmeden,
Ardını düşünüp durup kahrından can vermeden,
Bilmediğin sevdanın rüzgârında savrulmadan,
Gözlerinde kaybolmadan usulca geçmek gerek.
Sararsa sevda bacayı, tütse zifiri duman,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!